Yolsuzluk mahkemeleri

SEVGİLİ okuyucularım, Türkiye iliğine kadar soyuluyor. Bütün kamu kuruluşlarında korkunç bir yolsuzluk, hırsızlık, vurgun var. Ülkemizi çökerten bu mikrop, mikropların en tehlikelisi.

Terörden, enflasyondan, işsizlikten, gelir dağılımındaki adaletsizlikten bile daha tehlikeli.

Biz bu yolsuzlukların, devletin soyulmasının dörtte birini önleyebilsek, inanın ki birkaç yıl içerisinde Türkiye'nin üzerine yeni bir Türkiye daha katarız... Çünkü kısa sürede milyarlarca dolar, katrilyonlarca lira tasarruf ederiz.

Peki ama biz bu korkunç vurgunu nasıl önleriz?

Durduğu yerde önlenmez. Bazı önlemler alınması gerekir.

İlki, yolsuzlukla mücadele için gerekli mevzuat düzenlemelerinin derhal yapılmasıdır.

İkincisi, yolsuzluk yapana, halkı soyana, devleti zarara sokana, rüşvet alanla verene çok ağır cezalar verilmesidir. Üçüncüsü, milletvekilinin dokunulmazlık zırhının kaldırılmasıdır.

Dördüncüsü ise yolsuzluk işlerine bakacak özel mahkemeler kurulmasıdır. Bu yazıda sadece dördüncü şık üzerinde duracağım.

Teknoloji gelişti, dünya neredeyse birleşti. Bu çerçevede bankacılık ve finans sektöründe inanılmaz gelişmeler oldu, Türkiye toprağına atılan hırsızlık tohumları boy verdi. Bu gelişmeler her türlü yolsuzluğu kolaylaştırdı.

Yolsuzluk ve vurgun yapanlar, devleti ve milleti soyanlar, artık akla hayale gelmeyen yöntemler uyguluyor.

Hırsız takımı uyanık. Teknolojinin bütün olanaklarından yararlanan, mevzuat boşluklarını en iyi bilen, hırsız siyasetçiden destek gören adamlar.

Arkalarında siyasetçi var, güçlü avukatlar ve mali danışmanlar ordusu var.

Parayı bastırınca bunları tutup kendileri için çalıştırıyorlar.

Diyelim ki içlerinden biri veya bazıları yakalandı. Rezalet ve açmaz, işte bundan sonra başlıyor.

Adamlar mahkemeye sevk ediliyor. Önce savcı tarafından ifadeleri alınıyor. Savcı, şeytana pabucunu ters giydiren bu adamların yaptığını sökebilir mi? Normalde sökemez ve haklıdır... Çünkü o karışık ve karmaşık yöntemlerden anlaması mümkün değildir.

Mahkeme de aynı durumdadır.

Bir yargı düşünün ki, binbir çeşit dosyayı okuyup karara bağlamakla yükümlüdür. Cinayetten gaspa, tehditten ırza geçmeye, arazi davasından teröre, bilmem neye kadar!

Bir de, önlerine getirilen yolsuzluk dosyalarından çoğunun yetersiz ve belgesiz olduğunu bilelim.

Bu durumda vurguncular ya salıveriliyor, ya da vartayı çok hafif cezalarla atlatmayı başarıyor.

Bu karışık ve karmaşık davalarda da, bazı basit davalarda olduğu gibi, önemli bir husus daha var: Bilirkişiye havale.

Türk adaleti maalesef bu bilirkişi olayına çok sık başvuruyor. Ancak bilirkişi kurumu da yozlaşmış durumda. Dürüst bilirkişileri tenzih ediyorum ama çoğu kez parayı bastıran, ya da başka ilişkiler kurmayı başaran, rica minnet eden, bilirkişi raporunu kendi lehine ayarlıyor. Bu yazdıklarım acıdır ama gerçektir. Hukukçu değilseniz çevrenizdeki hukukçulara sorun, size bunun doğru olduğunu söyleyeceklerdir. Bilirkişi raporu geliyor, mahkeme o rapor doğrultusunda karar veriyor.

Olmuyor, adalet yerini bulmuyor.

Türkiye'de korkunç bir yolsuzluk düzeni yaşadığımızı hepiniz biliyorsunuz. İliğimize kadar soyuluyoruz. İstiyoruz ki, yakalanan olursa en ağır cezayı alsın ve adalet yerini bulsun.

Bu amaçla Yolsuzluk Mahkemeleri kurulmalıdır. Bunlar özel ihtisas mahkemeleri olmalıdır. Yasalar değiştirilmeli, vurgun, yolsuzluk ve devleti zarara sokmanın cezaları çok ağır olmalıdır. Devleti ve milleti soyan namussuzları bu özel mahkemeler yargılamalıdır.

Hiç değilse caydırıcı olur. Aksi takdirde -savcılar ve yargıçlar bu işlerin uzmanı olmadığı takdirde- yargının yanıltılma olasılığı yüksektir.

Yani biz bugünkü yasalar ve yargı sistemiyle bu işin üstesinden gelemeyiz. Hele dava bilirkişiye havale edildiği takdirde iş daha da güçleşir. Çünkü hırsızlarda para çok. Bir hırsızı yakalarız, yerine yüz hırsız türer.

Parayı götürüp köşeyi döneceksin, bir yıl yatıp çıkacaksın. Oh be!

Elbette ki bu önerileri hayata geçirmek için dişli iktidarlar gerekir. Bunu yapmak kolay değildir. Yolsuzlukların üzerine yeterince gitmek hiçbir siyasal iktidarın harcı değildir.

Çünkü kendi en üst düzey mensupları bile, çoğu zaman pisliğin içindedir. Son enerji olaylarında olduğu gibi.

‘Merhum’’, hayatta iken toprağımızı öyle bir gübreledi ki, her yerinden vurgun, hırsızlık, yolsuzluk, soygun fışkırıyor. Kendi gitti, pisliği kaldı yadigár!
 

Hürriyet - 13.01.2001