Ya Evlerde, İşyerlerinde Yaşanan 'Sessiz' Krizler?..

Giderek açılan gelir uçurumu, iletişimsizlik uçurumunu doğuruyor. Öyle ki sağırlar diyaloğu, Türkiye'yi yönetenlere kadar yayılıyor. Tüm bunların faturasını ödeyen ise yine halk oluyor.

Adı Kenan . Marangozluk yaparak ''geçimini'' sağlamaya çalışıyor. Yanında yetiştiği ve ''Bana her şeyi o öğretti'' diye her fırsatta övgüyle bahsettiği Ermeni ustasından edindiği hüneri Ümraniye'de sahibi olduğu atölyede ürettiği mobilyalara yansıtıyor. Tesadüfen sohbetimiz, devletin doruğunda o meşhur krizin patlak verdiği güne rastladı. İlginç rastlantı, krizin çıktığı gün, tam da Kenan Usta'nın, yaşamını adadığı atölyesini devretme kararı aldığı gündü.

''Piyasaya verdiğim iki çekim var. Ancak atölyede yaprak kıpırdamıyor. Aylardır doğru dürüst tek bir sipariş bile alamadım. Yalnız atölyenin aylık sabit masrafı 600 milyon lira.'' 50'li yaşlarda olduğunu sandığım Kenan Usta, evinin geçimini sağlayamadığı için ''Hiç olmazsa masrafları kısarım'' düşüncesiyle 4-5 aydan beri eşini ve 2 çocuğunu almış, evinin kapısını kilitleyerek emekli yaşlı babasının yanına taşınmış. ''Tek istediğim, piyasadaki iki çekimin parasını namusumla karşılayabilmek'' diyor, ''sonrası Allah kerim, karnımızı doyuracak bir şeyler buluruz herhalde'' .

Kenan Usta bunları anlatırken televizyonda liderler arasında sabah patlak veren krizle ilgili ayrıntılar tartışılıyor; gazeteciler, bilim adamları, politikacılar hararetle yorumlar yapıyorlardı. Gözü bir an televizyona kayan Kenan Usta, sessizce birkaç dakika dinledikten sonra tek bir cümle çıktı ağzından, ''Keşke bunların hepsi kendilerini halkın, bizlerin yerine koymayı öğrenebilselerdi'' .

Gece IMF'nin Dünya Raporu'na bir göz attım. IMF gelişmekte olan ülkelerin 3 büyük sorunla boğuşmak zorunda olduklarını söylüyor:

- Yolsuzluklarla mücadele,

- Devletin rolünün yeniden tanımlanması;

- İstikrar ve dış piyasalarda güvenin tesisi.

Örnekler veren IMF, raporunda Türkmenistan ve Özbekistan'ı ''serbest piyasa ekonomisi kurumlarını oluşturmanın ilk aşamasında'' olarak nitelendiriyor. Rapora göre Macaristan ise ikinci aşamada. Yani pazar ekonomisinin nasıl daha etkin ve rekabetçi işletilebileceğinin yolları araştırılıyor. Örnek verilen bu 3 ülke de geçiş ekonomisi ülkeleri.

Peki, demokratikleşme sürecini çok daha önceden başlattığını, serbest piyasa kurallarını çok daha uzun yıllar önce uygulamaya başladığını iddia eden Türkiye bu tablonun neresinde?

Peki, ya IMF'nin ortaya koyduğu ve tartışılamayacak kadar gerçek olan bu 3 olgunun tesisi için mücadele verilirken göz ardı edilen ''sosyal boyut?''

Kenan Usta yıllarını verdiği atölyesinin kapısına kilit vurmaya hazırlanırken kaçırılan vergilerin paraları ile alınan son model arabalar, cipler yanı başından geçip gidiyor. Piyasadaki üç kuruşluk çekinin karşılığını ödeyememenin sıkıntısı, ''Elâlemin yüzüne nasıl bakarım'' kaygısı ile geceleri gözüne uyku girmeyen Kenan Usta, bir yandan da şaşkınlıkla bankaları, özel finans kurumlarını hortumlayan medya ve holding patronlarını ve onların debdebeli yaşamlarını izliyor. Peş peşe ''komik'' isimli operasyonlar yapılıyor. Ortalıkta sürekli bakanların ve üst düzey bürokratların adlarının geçtiği yolsuzluk raporları dolaşıyor. Ve Kenan Usta, atölyesinin kapısına kilit vurmaya hazırlanıyor...

Türkiye ise kendi insanını giderek unutuyor...

Giderek açılan gelir uçurumu, kültür uçurumu, beraberinde kavram uçurumunu, iletişimsizlik, uzlaşmazlık uçurumunu da doğuruyor. Öyle ki karı-koca, çocuk-aile, öğrenci-öğretmen, işçi-işveren, çalışan-yönetici, millet-vekil arasında süregelen sağırlar diyaloğu, iletişimsizlik, pençe pençe, Türkiye'yi yöneten en üst düzeylere kadar yayılıyor. Tüm bunların faturasını ödeyen ise yine halk oluyor.

Türkiye gibi yolsuzluklarla mücadele eden, devletin rolünü yeniden tanımlamaya çalışan, uluslararası piyasalarda kredibilitesini arttırmaya çalışan diğer ülkelere şöyle bir göz atalım. Çin'in, Japonya'nın, Hindistan'ın ulusal eylem planlarını çoktan hazırladıklarını, işsizlikle mücadelenin etkin arayışlarına girdiklerini ve kendi insanlarına yatırım yaptıklarını bilelim. Örneğin bir Malezya'nın geçen haftalarda başlattığı ulusal kampanya çerçevesinde, bir stadyuma bir milyon bilgisayar yerleştirerek ev hanımlarından işsizlere, temizlik işçilerine kadar her kesimi bilgisayar kullanıcısı yapma gayreti içinde olduğunu da bilelim....

''Güçlü Türkiye'' sloganı yerine, kendi halkına değer vermek, insanına yatırım yapmak, önüne bir hedef ve vizyon yerleştirmek bu kadar zor mu acaba?

Yoksa kriz çıktığı için yarım kalan MGK toplantısının gündeminin ana konusu Ulusal Program değil miydi?..

Özlem YÜZAK / Cumhuriyet - 21.02.2001