Uyan Türkiye Uyan!


TÜRKEL MİNİBAŞ
Arkadaşım Nesrin Arman
Öğrencim Duygu Paycı' nın anısına

- Kim söylemişti: ''Devletimiz büyüktür, deprem takdiri ilahidir'' diye?
- Hırsız, yolsuz ve vurguncularla bezeli aile fotoğrafları çektirenler mi!
- Kim Türkiye'nin ''Büyük Millet Meclisi'' ne vekil seçmişti: Cinayetleri, işkenceleri yasa önünde bile saptanmış olanları?
- Hırsız, yolsuz ve vurgunla elde ettikleri gelirleri aklamaya çalışanlar ve onlara gönül verenler mi!
- Kim yapmıştı: Yalova, Değirmendere, Gölcük, Kaynarca, Avcılar, Düzce'deki apartmanları, işhanlarını?
- Fay hatlarını, zemin etüt raporlarını bir yana itip imar ve iskân izni verenler mi!
- Kim yürürlüğe sokmuştu: Yaşar Kemal 'in İnce Memed romanının film çekimlerini bile yasaklayan 1979'daki ''Sansür Tüzüğü'' nü? Memur Kararnamesi'ni imzalanması için Cumhurbaşkanı'na baskı yapan bugünün Başbakanı mı!
Cevapların soruların, soruların cevapların içinde olduğu bu şaşırtmaca oyununu istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Nasıl olsa senaryo da bizim, oyuncular da!
Ne var ki bu, ne yeni ne de seyirlik bir oyun! Tanıklığı 15-20 seneye uzananlar bile bilir kendini izleyici zannedenlerin dahi oyunun bir parçası olduğunu.
Çoğunlukların bunu anlaması için ise toplumsal şoklar gerekir. Uğur Mumcu cinayeti, Susurluk Kazası ile dökülen devlet-mafya- siyasetçi ilişkileri gibi!
Gene de yetmez! Oyunun dışında olmadığını; hükümetlerin devleti soyanları cezalandırmaktansa soygunun faturasını ona nasıl ödettirdiğini anlatmaya.
Ta ki 17 Ağustos 1999'daki gibi sadece ülkenin bir kesiminde can ve mal kaybına değil.. İzmit, Adapazarı gibi özel kesimin ağırlıklı olduğu ekonomik üretim merkezlerini derinden etkileyen doğal depremlere kadar!

Körfez Depremi'ni ve sonrasında yaşananların tanıkları Susurluk'la ortaya çıkan ilişkiler ağına nasıl olup da kendilerinin de bulaştırıldığını... Depremin o günlerde cumhurbaşkanlığı makamında olan Süleyman Demirel' in dediği gibi ''takdiri ilahi'' olmadığını da öğrendiler.
Deprem ''takdiri insan'' dı. Körfez sallanırken:
* Cottarelli 'nin depremin finansmanı için ön niyet mektubundan uzaklaşılmaması; konut, iletişim, taşıt alım gibi alanlara ek vergiler konulmasını, personel altyapı harcamalarının kısılmasını şart koşması gibi!
* IMF, Dünya Bankası, WTO'nun sosyal güvenlik reformunun bir an önce uygulanması, tarım borsalarının kurulması, telekomünikasyon ve enerji alanındaki özelleştirmelerin hızlandırılması için Ankara'ya baskı yapması gibi!
* ABD'nin KKTC'nin devlet statüsünden vazgeçmesi çalışmalarını hızlandırması gibi!
* Cep telefonu faturalarının, pil, fener, çadır üreten firmaların, özel hastanelerin fiyatlarını sürekli arttırarak kâr marjlarını yükseltmeleri gibi!
Gelin görün ki... Kalkmayan enkazlara, hasarlı binalarda oturanlara, hastanelerde kaybolanlara rağmen can ve mal güvenliğiyle bir ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasal yapısının birbirine bağlı olduğunu anlamakta hâlâ zorlanıyoruz.
24 Ocak'ın yüksek faiz, yabancı cigara, renkli televizyonla kurulan sanal dünyasında yaratılan hayali ihracatçıların, senet-mafya çetelerinin, başbakanlık prenslerinin, 12 Eylül'ün yaşam hakkını yok etmesi sayesinde yaratıldığını anlamakta zorlandığımız gibi!
17 Ağustos'un üstünden bir yıl geçti. Greyderin kepçesine takılan bedenlerde yakınlarına ait bir ipucu aramaya çalışan acılı yüzleri çoktan unuttuk. 12 Eylül'ün yargısız infazları, idamlarda, işkencelerde kaybolan gençleri unuttuğumuz gibi...
Uyan Türkiye, Ben Uyumuyorum

Cumhuriyet/14.8.2000