Son mahalle

Ömrümün ilk 15 yılı, dingin bir mahallede, 3 katlı pembe bir evin sobalı küçük dairesinde geçti.
Kiracıydık. 1 oda, 1 salon... Bir de asmalı, minicik balkon...
Önünden dere akarmış ben doğmadan...
Dere, doğduğum gün taşmış ve sel suları bizim evi basmış.
Ben kendimi bildiğimde, dere kapatılmış yerine yemyeşil bir çocuk parkı yapılmıştı.
Yukarıda ev sahibi Faize Hanım'lar, arkada top oynamaya müsait bir arsa vardı.
İlk adımlarımı o evde atmış, sünnete giderken o evden çıkmış, ilk öpüşmenin heyecanını o evde tatmıştım.
Televizyonu ilk kez komşu misafirhanede görmüş, "bizim mahalle"den Tayfun'la dışarıdan burnumuzu pencereye gömmüş, ekranda Pilli Bebek'i görünce hayrete düşmüştük.
Neler görmemişti ki o asmalı minicik balkon:
60'ların coşkusunu, 70'lerin kavgasını, 80'lerin süngüsünü...
Pembe evin duvarları kah öfkeli sloganlarla bezenmiş, kah süslü tabelalarla döşenmişti.
Sonra, pembe ev yaşlandı yıllarla...
Yanı yöresi bürolarla doldu, eski komşular uğramaz oldu.
Tanıdık evler, dost yüzler gibi kocayıp devrildi birer birer...

* * *

Geçen hafta sonu haber geldi, "Pembe evi yıkıyorlar" diye...
Üç kuşak, koşup gittik; eski bir dostun ölüm döşeğine koşarmışçasına hüzünlü...
Gittiğimizde tam da bizim daireyi balyozluyordu işçiler... Onca hatıra, bir moloz yığını halinde önümüzde duruyordu.
"Bak, gençliğimizi balyozluyorlar" dedi Tayfun; son 100 yılın mahallesiz büyüyen ilk kuşağından kızına, yıkılan evin çağrıştırdığı derme çatma anılardan seçmeler anlatırken telaşla...
Poz verip resim çektirdik ilk gençliğimizin enkazı önünde...
Ve 3 kuşak birlikte vedalaştık, asma balkonlu pembe evle...

* * *

Evle birlikte "mahalle" de çekip gitmişti hayatımızdan... Mahalleyle birlikte "mahallenin delisi", "terzisi", "abisi",
"takımı", "kızı", "namusu" da...
...içtiğimiz gazozları, kara kaplı veresiye defterine yazan bakkalı da...
dost sabahların tanıdık selamlaşmaları da,
"bir maniniz yoksa annemler akşam oturmasına gelecek"leri de...
komşuluk ilişkileri de...
- ne yalan söylemeli - bazen aile baskısından da ağır basan mahalleli baskısı da...
Selin suyuna direnen mahalle, çağın zoruna direnememiş, kaybedilmiş bir kimlik kartı gibi hayatımızdan silinip gitmişti.
Geride, sadece ona özlemi yansıtan televizyon dizileri bırakarak...

* * *

Zaman, o çok bildik posterdeki gibi "veresiye satan"ın aleyhine işlerken "peşin satan"ın kasasını doldurmuş ve market bakkalı, konfeksiyon da terziyi öldürmüştü.
Mahalleler "steril site"lere dönmüş, sokaklar adlarını bırakmış, birer numara olmuştu.
Ne sokakta çocuk kalmıştı, ne balkonda asma, ne arkada arsa...
60'larda coşkuyu, 70'lerde kavgayı, 80'lerde süngüyü görüp geçirmiş pembe ev, 2000'lerin hoyratlığına dayanamadı.
Yıkıldı ayağımın ucuna, eski bir arkadaşım gibi, 15 yaşım...
"Son mahalle"yle, babamın yanağına süzülen iki damla gözyaşıyla vedalaştım.


Can DÜNDAR/Milliyet - 21.03.2002