Ne yapacaksın gülüm...

SABAHLARI kalktığımda bir an için nerede olduğumu düşünürüm. Bu bir saniye mi sürer, yarım saat mi bilemem.

Neredeyim?..

Önce tek gözümü açarım.

Yukardaki beyaz tavan nerenin?..

Pervazlar, perdenin aralığından sızan ışık, ayak tıkırtıları, dışardan gelen kuş sesleri...

Öbür gözümü açmam, işime gelmiyorsa gözlerimi kapatmak kolay olsun diyedir. Ya da bir korkudan, evhamdandır gülüm.

Tek gözüm açık öyle beklerim.

Ya da tek gözümü açarım kaparım, açarım kaparım.

Doğrusunu istersen; acıların uçuştuğu, hüzün ve elemin çevremizde dolaştığı, ayrılıkların, ölümlerin, hasretlerin, yarım kalmış sevdaların yakamızı bırakmadığı bir dünyaya gözümü açtığımı bilirim.

Ama ben onun neresindeyim.

Bilemem...

*

Bu sabah yine öyleydi gülüm.

Daha tek gözümü açar açmaz anladım, bugün yine keyfim yok ve ben dünyanın alacakaranlık tarafındayım.

Ne yapacaksın?..

Bir küçük kız çocuğu okuyucumun, lastik spor ayakkabısı isteyen küçük-yarım mektubunun içinde bir deve yükü de acı olduğundan mıdır?..

İnsanların hem keyif veren, hem onurlandıran o güzel sözlerini asla hak etmediğimize inandığımdan mıdır?..

Yoksa altından kalkamadığımız yüklerden mi?..

Ya da; finalin her zaman hüzünlü olduğunun, er geç unutulmanın, en sonunda işe yaramaz bir civata gibi bir kenara atılmanın ve sonun her zaman dramatik olacağının farkına vardığımdan mı?..

Ne yapacaksın?..

Ne yapacaksın tek gözüm?..

*

Ya da, ya da...

Belki bahar havasındandır gülüm.

Papatyaların, menekşelerin açtığı... Serçelerin yavrularını uçurduğu... Doğanın uyandığı... Buğday tarlalarının yeşilin en koyusuna büründüğü, kedilerin doğurduğu, rüzgárların çiçek kokusu yüklendiği...

Okul bahçelerinde çocukların oynadığı...

Ama lastik spor ayakkabısı hayali kuran çocukları koyacak yer bulamadığım bir bahar havasındandır.

Ne yapacaksın gülüm?..

Ne yapacaksın?..


Bekir COŞKUN / Hürriyet - 26.05.2001