Hoş Geldin 21. Yüzyıl!

..Siz bakmayın, geçen yılki yeni yüzyıl ve milenyum kutlamalarına.. onların nafile namazından fazla bir hükmü yoktu. Aslında geçen pazar gecesi hem ikinci binyılı hem de yirminci yüzyılı geride bıraktık.

..Her türlü falın meraklıları, yeni yüzyılın da yeni binyılın da encamını, kimi işaretlere bakarak tespit etmeye çalışıyorlar.

..Biz ''Anasına bak, kızını al'' deyiminden yola çıkıp, yani 20. yüzyıla bakarak, 21. yüzyılda neler olacağını kestirmeye çalışalım.

..20. yüzyılda insanlığın düşlerinin birçoğu gerçekleşti.

..20. yüzyıla insanlığın altın çağı olarak bakmak da mümkün. Teknolojik gelişmeler, gen teknolojisindeki olağanüstü ilerleme ve nihayet topyekûn nükleer savaş tehlikesinin, hiç değilse şimdilik, ortadan kalkmış olması, insanlığın bir çılgınlık sonucu birden yok olması tehdidini, hiç değilse bir süre için, saf dışı etmiş, daha rahat, daha uzun bir yaşam olasılığı, belki tüm insanlık ailesi için değil, ama varsıl ülkelerin en varlıklı kesimleri için yakında ulaşılabilir bir hedef haline gelmiştir.

..Ama dünyanın önemli bir bölümü hâlâ açlığın pençesinde kıvranmaktadır. Ne var ki teknolojideki gelişmeler, artık tarım ürünleri üretimindeki artışı, küresel nüfus artışının üstünde bir düzeye vardırmanın eşiğine getirmiştir insanlığı.

..Gelecek yüzyılda, geçen yüzyılın açlık tablolarıyla karşılaşılmaması olasılığı çok büyüktür.

..Ama gelecek yüzyılın hiç değilse başlangıcının önemli bir bölümünde, geçen yüzyıldakine benzer, belki de onu aratan eşitsizlikleri yaşayacağımız kesindir.

..İnsanların eşitlik ve daha adil bir dünya emelleri yirminci yüzyılda güçlenmiş, kapitalist ülkelerin çoğu bile, karşıtı rejimle rekabet edebilmek endişesiyle, sosyal devlet kavramını geliştirerek çağdaş insanın temel gereksinimleri olan sağlık ve eğitimi devletin sağlamak zorunda olduğu haklar arasına katmışlardır.

..Ama kendine sosyalist adını veren (ne kadar sosyalist oldukları ayrı bir tartışma konusu) devletler blokunun çöküşü ve teknolojinin ulaştığı düzey ile birlikte, büyük sermayenin önündeki bütün engeller kalkmıştır.

..Küreselleşme adını verdiğimiz ve gerçek yüzünü birçoğunun göremediği gelişme aşamasında, artık büyük sermaye için dünya küçük bir köye dönüşmüştür.

..21. yüzyılda dünya, hemen her yerinde, herkesin, geliri düzeyinde aynı şeyleri yiyip içtiği, aynı maddeleri tükettiği bir diyar olacaktır.

..Ve 21. yüzyılın dünyasının egemenleri, ulus devletler değil, çokuluslu ya da çok uyruklu büyük şirketler olacaktır.

..Büyük bölümü ABD merkezli olan, sermayesi de çalışanı da çokuluslu olan şirketlerin, daha şimdiden kimileri, kimi ülkelerin zenginliğini geçtiler.

..Önümüzdeki yüzyılda birkaç şirketin servet toplamı, bir ya da birkaç düzine devletin toplamından fazla olacak.

..Bu gücün önünde ne bireyler durabilecek ne sendikalar ne de tek başına münferit devletler...

..Ulus devletler, bu büyük sermayenin müsaade ettiği ölçüde varlıklarını ve etkilerini koruyacaklar, onu da, onlar lehine kullanmak zorunda kalacaklardır.

..Kamu hizmeti kavramı, ancak sermaye için kârlı olmayan alanlarda geçerli olacak; devlet, ekonomiye karışamadığı gibi, eğitim ve sağlığı da kamu hizmeti olmaktan, yani bireyin hakkı olmaktan çıkarıp özel sektöre bırakacak.

..Böylelikle herkes eşit eğitim almak hakkına da sağlık hakkına da sahip olamayacak; insanlar, varlıkları ölçüsünde sağlıklı ve eğitimli olacaklardır.

..Bu durum, yalnızca, küreselleşme olgusu başladığından bu yana merkez ile çevre arasında büyümekte olan uçurumu daha da büyütmekle kalmayacak, aynı zamanda aynı ülke içinde varsıllarla yoksullar arasında, o zaman tarihe karışacak olan sosyal devletin azaltmaya çabaladığı uçurumu da daha keskinleştirecektir.

..İşte kollarımızı açıp ''Hoşgeldin!'' diye karşıladığımız 21. yüzyılın ana özelliği bu olacak, 20. yüzyılın eşitlik ve adil dünya düşleri bu yüzyılda solacaktır.
 

..Cumhuriyet /Ali SİRMEN- 2.1.2001