Çözüm: Güçlü Olmak


Türkiye, kendi çevresindeki kuşatmayı, tarihine yönelik suçlamaları, Kıbrıs ve Ege Denizi konusundaki baskıları hatta toprak bütünlüğüne karşı tehditleri, göz korkutmaları nasıl önler? Gerçekten güçlü bir ülke olarak Türkiye, tanıtım yapsın, arşivlerini açsın, tarihçileri gerçekleri ortaya koysun, lobi faaliyetlerine girişsin, bu ve benzeri önerilere kimse karşı çıkmaz. Ancak bu tür girişimlerin yararının, sorunu çözmedeki başarısının sınırlı olacağını da öngörmek gerek. Uluslararası arenada ne yazık ki halen güç geçerlidir. Ağızları kapatmanın, kuşatmayı kırmanın yolu güçlü olmaktan geçmektedir.

Türkiye aleyhine girişimler, rastlantısal değildir. Batılılar Türkiye'yi güçsüz bir durumda yakaladıkları düşüncesiyle, bazı kararlar almak, uygulamak cüretini hatta hakkını kendilerinde görmektedirler. Eğer bir ülke borçlu ise, temel mal ve hizmetlerini üretemiyorsa ya da bunları dışarıdan alabilmek için yeterli döviz kazanamıyorsa, akılsızca borçlanmak için ödün üzerine ödün veriyorsa, ekonominin yönetimini bir anlamda alacaklılar adına hareket eden IMF'ye teslim etmişse, ülke onurunu ve çıkarını dikkate almayan IMF'ye niyet mektubu gibi yüz kızartıcı belgeler düzenleyebiliyorsa, ayartılara (iğvaya) kapılıp kendi eliyle ekonomisini yabancılara teslim ediyorsa, en değerli tesislerini elden çıkararak hareket serbestisini tümüyle ortadan kaldırıyorsa, bir uydu muamelesi görmeyi içine sindirebiliyorsa, Ortadoğu'da Batı'nın ileri bir karakolu olmaya soyunmuşsa, böyle bir ülkeye kimse saygı göstermez. Kendine, özüne saygısı olmayan bir ülkeye, kimse küçültücü davranışlardan kaçınmaz.

Yıllardır şu gerçek dile getirilmeye çalışılır. Bir ülkenin saygınlığını koruması, bağımsızlığını sürdürmesi, affedersiniz sağın solun şamar oğlanı durumuna düşmemesi için güçlü olması gerekir. Yaşamları boyunca kendi ayakları üzerinde duramamış, yalakalık yapmış, kişiliğini, onurlarını koruyamamış olanlar, bağımsızlığın ne denli yüce bir değer olduğunu anlayamıyorlar. Çıkar için aşağılanmayı doğal kabul ediyorlar. Dünya değişiyor, karşılıklı bağımlılık, küreselleşme gibi kavramların ardına sığınıp, onurlu ve tutarlı olmayan davranışlarına gerekçe uyduruyorlar.

Bakın, dünyada yakın tarihin en büyük insanlık suçlarını ABD işlemiştir. II. Dünya Savaşı'nda sivil halkın üstüne Hiroşima ve Nagazaki'ye iki atom bombası atmıştır. Daha sonra Vietnam'da belki milyonları bulan sivil halkın vahşice ölümüne yol açmıştır. Bugün, hiçbir ülke, sivil halkın üzerine atom bombası atan, milyonlarca insanın yaşamını etkileyen ABD'yi kınayıp, insanlık suçu işlemiştir diye yasalar çıkaramıyor. Neden? ABD halen güçlüdür de ondan.

Almanya son savaşın yeniği değil de kazananı olsaydı, Yahudi soykırımını gündeme getirmek, bunu kınamak kolay olmazdı. Bu sav doğru çıkmayabilir ama Almanya güçlenip üstünlüğünü daha iyi duyurmaya başladığında, bu Yahudi soykırımının tavsayacağından şüphe etmiyorum.

Türkiye bağımsız olmalıdır, güçlü olmalıdır. Ama ne yazık ki İsmet Paşa dönemi dışında 1950'den sonra Türkiye uyduluğa soyundu, bunda Türkiye'yi yönetmeye yeltenenlerin kişisel yetersizlikleri de rol oynadı. Yaşamları boyunca kendi saygınlıklarını koruyamamış kişiler, Türkiye'nin onurunu da, doğal olarak koruyamadılar.

Bana kalırsa Türkiye anlamsız, etkisiz, protestoları bir yana bırakıp, bir yandan toplumsal öte yandan ekonomik olarak güçlenmeye çalışmalıdır. Türkiye gerçekten güçlü bir ülke olursa, kimse soykırım diye haksız değer yargısı ile Türkiye'nin üzerine gelemez. Bayrak yakmak, siyah çelenk koymak, Fransızca eğitimi kısıtlamak, Fransız büyükelçiliği önüne Cezayir soykırımını simgeleyen anıt dikmek, Ermenistan'a yaptırım uygulamak filan bunlar Türkiye'nin vakarına yakışmaz. Türkiye, vakur, saygın, onurlu bir ülke olmalıdır.

Bu konuda güvencem, hâlâ Türkiye'de bu ülke için her türlü özveriyi gösterebilecek gizli kahramanların olduğuna inancımdır. Yoksa toplum, kurumlar iyice çürümüş ise o zaman diyeceğim ki, ''Direnmeye gerek yok. Bırakalım Batılılar açık ya da gizli biçimde Sevr'i uygulasınlar''.