Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e arz olunur...


Zülfikar Doğan
Finansal Forum
10.Kasım.2000

Muhterem Gazi Paşam. Siz Hakkın rahmetine kavuşalı 62 sene oldu. Mekanınız Cennet olsun.

Siz aramızdan ayrılalı memleketin hali nicedir, arz etmek isterim efendim. Siz 'Beni Türk hekimlerine emanet ediniz' demiştiniz. Türk hekimleri, bugün maişetlerini teminde sıkıntı içinde olduklarından, bir günlük iş bırakma mertebesine geldiler. Tabiplerimiz ülke çapında bir günlük iş bırakma kararı aldı. Vakti geldiğinde uygulayacaklar. Maalesef Cumhuriyet, doktorlarına bakamıyor. Yeteri kadar maaş veremiyor, muhterem efendim.

Memleketin refahı, Cumhuriyet'in müreffeh olması için her alanda öncü girişimleriniz, önderlikleriniz olmuştu. Memlekette sanayiin yeşermesi için kurduğunuz Sümerbank maalesef soyuldu.

Hayyam adlı bir Garipoğlu tarafından. Bu zata Sümerbank'ın satışını da yine sizin kurduğunuz Cumhuriyet'in hükümeti yapmış idi. Sizin, Anadolu'da yaşamış, bu topraklara medeniyet sunmuş uluslardan esinlenerek Sümerbank'ın yanı sıra kurduğunuz Etibank da soyuldu! Hani memleketin bağımsızlığı için öncelikle yeraltı zenginliklerine sahip çıkılması, Türkiye'nin müstemleke olmaması için, yabancıların kanımızı, canımızı emmemesi için kurduğunuz Etibank vardı ya? İşte o Etibank! Çocukluğumdan itibaren sizin traktör üzerindeki fotoğrafınız, hafızama nakşolmuştur. Ellerinizle kurup, memleketin köylüsüne çiftçilik öğrettiğiniz Atatürk Orman Çiftliği'nde çekilen fotoğraf. Evet efendim. İşte o çiftlik yok olmak üzere. Arazileri peşkeş çekilip, parsellenip elden çıkartıldı. Bizzat şahsınızın, yapılışına refakat ettiği Başkent Ankara Planını ellerimizle hep birlikte yok ettik efendim. Şehr - i Emin, Melih Beyefendi, her köşe başına bir demir yığını köprü yaptırıp, en büyük eserim dediğiniz Meclis - i Mebusan'ın da altını oyup, trafiği düzeltme gayretine düştü. Şehri berbat etti. İstanbul'u anlatmak ne mümkün? Sizin sandala binip kürek çektiğiniz denizden eser kalmadı. Boğaz, mafya ve takım elbiseli - kravatlı soyguncular tarafından parsellenip 'lüp' edildi. 'Yükselen nesil sizlerin eseri olacaktır!' dediğiniz öğretmenlerimizin halini, beni anlatmaya, sizin de dinlemeye yüreğiniz dayanmaz. Yolda bir simit ya da limon satıcısını çeviriniz büyük ihtimalle öğretmen çıkacaktır.

Pek çoğunun kuruluşuna önderlik ettiğiniz iktisadi devlet teşekkülleri satılıyor efendim. Sizin direktifleriniz (!) doğrultusunda, İzmir İktisat Kongresi'nde izhar ettiğiniz gayeniz gerekçesiyle 'teşebbüs - ü şahsi'ye satılıyorlar. Çok sevdiğiniz rakınız da maalesef hususi sektöre satılma safhasında.

İnhisar idaresinin inhisarı kaldırılıp, Amerikan kumpanyalarına müsaade edilerek, memleket pazarı enternasyonal tütüncülere açıldı, alnımız göğe erdi Sayın Cumhurreisim.

Devletten, 'hususileştirme' siyaseti muvacehesinde tesisleri satın alanlar 'içini boşaltıp' tekrar devlete devrediyorlar efendim. EBK, SEK, Çimento Fabrikaları tarihe mal oldu. Artık hususi sektör elinde. Ama, alanlar memlekette gıda endüstrisini büyütmek gayesinin dışında, bilakis arazileri parselleyip, sattılar. Üzerine de alışveriş merkezleri kurdular. Hepimizi daha çok istihlake tahrik ediyorlar Gazi Paşam. Memleket insanlarının ekseriyeti aç efendim. Et yiyemiyorlar, süt de içemiyorlar.

Sizin ehemmiyet verdiğiniz, devlet memuru kesiminin halini soracak olursanız, bitap ve biçare durumdalar. Katsayıya, temel aylığa, yüzdeliğe bağlandılar sayın Paşam. Sizden sonra gelen bazı muktedirlerin teşviki ile de bir kısım memurin, 'işini bilir - köşeyi döner' hale geldiler. Bununla teselli buluyoruz hiç değilse efendim. Yerli malı haftaları tedrisatta var, fiiliyatta yok Paşam. O nedenle çoluk, çocuk, yaşlı, genç, Amerikan ve Avrupalı malı hayranı olduk. Zaten, sizin çok ehemmiyet verdiğiniz Türkçe lisanını da unuttuk. 'Memlekette hiç mi ilerleme olmadı?' diye sual edecek olursanız, Dükkana, şop, bakkala market diyoruz efendim. Birçok dükkan bir arada kesafet etmiş ise, o takdirde 'Şoping sentır' diye çağırıyoruz. Gazetelerimiz medya sentırlarda hazırlanıyor, pirinting sentırlarda basılıyor. Sizin kurduğunuz Türk Dil Kurumu'nu, sizden sonra gelen muktedir bir Paşa lağvetti maalesef efendim. Hayrettir ki, bu Paşa'yı takdir edenler kendisine yüzlerce plaket takdim ettiler. O da, bunları götürüp denize attı!

Şimdi denizseverlerle davalık oldu. Bu paşa, aynı zamanda sanatkar ruhlu, mukallit resimler de yapıyor, münzevi bir hayat sürüyor. Ama niye plaketleri denize attı anlayamadık efendim.

İmtiyazsız - kaynaşmış bir kitle olmayı maalesef beceremedik muhterem Paşam. Memleket ahalisinin cüzi bir kesimi 'konaklarda, sitelerde' ikamet ediyor. Bu mertebeye gelemeyenler, 'gecekondu' veyahut 'varoş' nam yerlerde yaşıyor.

'Memleketin efendisidir' dediğiniz köylünün halini hiç sormayınız efendim. Perperişanlar. Bu sebepten çoğu göç etti. Tarlayı, tabanı bıraktılar.

Tekaüt yaşlılarımız üç aylık kuyruğunda vefat ediyorlar.

Cumhuriyet'i emanet ettiğiniz gençlerimizi sorarsanız, iyiler Paşam. Bazıları baş bağlıyor. Bazıları da polis copu altında mütemadiyen ağlıyor. Emniyet kuvvetlerimiz, gençlerimizi haklarını ararken yakınen koruyup - kolluyor. Çok müşfik bir tutum içinde, dokunmaya bile kıyamadığı için, şefkatle saçlarından ya da bacaklarından sürüyor. Zaman, zaman da kafa kol çekip, boyunduruğa alıyor.

Parasızlıktan yunup, yıkanamayanları nahoş kokmasınlar diye 'tazyikli su' ile sokak ortasında dahi banyo ediyor. Yani çok çok iyiler Paşam. Ne üniversite dertleri var, ne yurt, ne hoca, ne para, ne kitap. Senede bir kez topluca memleket çapında imtihan edilip, zekavet yarışmasına giriyorlar.

'En büyük eserimdir' dediğiniz meclisimiz gün 24 saat mesai halinde efendim. İş takibi, ihale, kredi, tayin, nakil, murahhas azalık, holding direktörlüğü, vesair yoğun vazifeler arasında dahi fırsat yaratıp, memleket meselelerine kafa ve vücud yoruyorlar.

Vücud yorgunluğu, münazara ve münakaşadan, fiziki müdahaleden, taşıdıkları silahın ağırlığından muhterem efendim.

Kafa yorgunluğu ise para hesabından efendim. Sizin lüks lambasında riyaset ettiğiniz oturumlar, şimdi çok inkişaf etti. Kristal avizeler altında, 'oranj' ceylan derisi iskemlelerde, parmak iz'li rahlelerde mesai yapıyorlar Paşam.

Tevkif evlerimiz enternasyonal standartta. Hedef gösterdiğiniz batı uygarlığını da aştık. Orada, yıllarca insanları içeride tutuyorlar. Bizde istedikleri zaman girip, istedikleri zaman çıkıyorlar. Cep telefonları, lahmacun servisleri her bir şeyleri var. Münafıklar, bunca izzet, hizmet ve ikrama rağmen, mes'ud değiller efendim. Durup, durup sudan bahanelerle hır - gür çıkartıyorlar, memleketin huzurunu da bozuyorlar. Hakikatte, söylemek istediğim, çok şey var Paşam. Fakat yerim dar. Sizi yitireli memleket ahvali kısmen böyle.

Arz ederim.