Değerlerimizi yok ettiler!


BİZİM dönemden azımsanmayacak sayıda ‘‘mektepli’’ gazeteci yetişti.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne bağlı Gazetecilik Entitüsü'ne gelen öğretim üyelerimiz ya basın mensubuydu, ya da basınla iç içe olan ve sürekli yazan bilim adamlarıydı. Bu yüzden şanslıydık:

Abdi İpekçi, Ecvet Güresin, Cevat Fehmi Başkut, Hasan Refii Ertuğ, Cemal Işın, Muhsin Ertuğrul, Ord. Prof. Ziayeddin Fahri Fındıkoğlu, Ord. Prof. Sulhi Dönmezer, Prof. Cavit Orhan Tütengil, Prof. Sabri Esat Siyavuşgil, Prof. Haluk Cillov, Prof. Ahmet Kılıçbay, Prof. Orhan Aldıkaçtı...

Bu yüzden, aynı sınıfta okuyup, Babıáli'de dikiş tutturan çoktu:

Seçkin Türesay, Şükran Soner, Fatma Karaali, Şadan Yolaşan, Uğur Dündar, Güven Taner, Cafer Demiral, İsmet Solak, Osman Saffet Arolat, Kenan Akın, Erol Nural, Ayhan Fırıldak, Nevin Gürkaynak, Ümit Gürtuna, Aysel Kiper...

Unuttuklarım bile olabilir...

Bizler için, ‘‘ideal sayılan’’ üç önemli gazete vardı:

Atatürk ilke ve devrimlerinin yılmaz savunucusu Cumhuriyet.

Babıáli'de ‘‘müessese’’ olmanın simgesi ve halkın gazetesi Hürriyet.

Haber-yorum dengesinin topuzu kaçmayan kantarı Milliyet.

Bu gazetelerin adlarını alt alta dizin, diğer ilke ve umdeleri ekleyin; Atatürk'ün aydınlanma devrimine varırsınız!

İlkokul öğretmenimin de, Köy Enstitüsü çıkışlı ağabeyimin de cebinde hep Cumhuriyet'i görürdüm. Cumhuriyet, gazete olmanın ötesinde, Atatürkçülerin kimlik belgesi sayılırdı. Her aydın, Cumhuriyet'i, başlığı okunacak şekilde katlar, özenle ceketinin sağ dış cebine koyar ve öyle dolaşırdı.

Hürriyet, bir gün mutlaka çalışmak istediğim ‘‘halkımın gazetesi’’ idi.

Milliyet ise bizlere, ‘‘onurlu basın mensubu’’ olmayı öğreten Abdi Hoca'nın damgasını taşıyordu.

Üçü de, ‘‘Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü ile milli birliğini’’ vazgeçilmez ilke sayan mevkutelerdi. Öyle gördük, öyle bildik.

Üçünü de bu yüzden çok severdik.

Dün, Kepirtepe Köy Entitüsü mezunu, emekli bir öğretmen geldi.

Cumhuriyet'in iki yazarının son makalelerini masaya serdi:

- Ne zamandan beri, ‘Ne oldu bizim gazetemize?’ diye soruyordum. Neden tiraj yitirdiğini de anlayamıyordum. İşte, nedenini buldum. Yeni fark ettim.

Bir yazıdan, altını çizdiği satırları okuttu:

‘‘Ben sosyalistim, özgürlükleri ve demokrasiyi savunurum...’’

Emekli öğretmenin heyecanını görmeliydiniz:

- Bizler Atatürkçüyüz; özgürlük ve demokrasiyi elbette savunuyoruz. Ama kimler ve ne için! Odasına her gün tutuklu ve mahkûm aileleri gelen zatın, vatan için canını veren şehit ailelerinden gelen tek kişi olmuş mu?

Susup dinledim. Emekli öğretmenimiz, öteki yazarı da kendi tanıttı:

- Bu, zaten anlı şanlı bir TKP'li. İkisi de, asla Atatürkçü olmadılar; ilkelerini ve devrimlerini beğenmediler. Ve değerlerimizi yok ettiler.