Cennetin Adı Karadeniz

 

Hani çocukken
"cennet cehennem" kavramını
anlamaya çalışırken
düşlere çizilen cennetin adı
"Karadeniz" olsa gerek.
Bu cennetin tamamlayıcı unsurları,
elbette ki insanları...
Hoşgörülerinin sınırları
"yârin adı geçene" kadar.
Ne olursa olsun adları,
"çalışkan ve üretici"
Karadeniz insanı.
O, coğrafya derlerinde okuduğumuz
"kıyıya dik dağların"
tepesinde yamacına,
bulduğu her santimetrekareye
hayat vermiş.
Ama aileler çoğalıp büyüyünce,
zaten sınırlı toprak yetmeyince
gurbete çıkmış, imza atmışlar
ülkenin gelişmesine.
Çokça politikacı
çokça da bakan, hatta başbakan
çıkartmışlar ya çıkartmasına,
hiçbir dönem
tam çözümler bulamamışlar sorunlarına.
Ama belirleyici olmuşlar
ülke politikalarında.
Rize' den çıkıp girdik yine içerilere.
Çay henüz toplanmıştı.
Boştu bahçeler.
Sarılacakken fotoğraf makinemize,
asırlık bir çınar gibi teyzeye
"yol sormaktan" öte
sevdirmeliydik kendimizi.
Anlatılmaz bir yürek çekimi,
Buluşturuyor bizi bir güzel sohbette.
.............
70 sene önce gelin gelmiş bu köye.
Anlamıyoruz da "benzetiyoruz"
dediklerini.
Belli ki bizi, birilerine benzetti.
Çünkü buralarda, çoğunlukla dışarıda
köylerin gençleri.
Çay zamanı gelip yayladan,
sonra dönüyorlarmış.
Köy kahvesinde bir demli çay
ve taban fiyatı memnuniyetsizliği
üzerine sohbet...
Bıldırcın zamanı geliyormuş...
Atmacalar Demirhisar köyünün
gündemine oturmuş.
...........
Karadeniz" e gelip çıkmamak olmaz Ayder"e.
Çamlıhemşin' den geçerken de
Fırtına Deresi' ne
Burada üretilmesi planlanan elektriğin
Türkiye' nin toplam elektrik ihtiyacının
binde 4'ünü karşılayacağını,
Fırtına ve Hala derelerinden
maksimum 592 milyon kilovat
enerji üretileceğini öğreniyor,
enerji sıkıntısına düşünce,
"Acaba" diyorum "yanlış mı yaptık
bir yerlerde" ?
İlk hayal kırıklığımız Ayder' de.
Giresun Bektaş Yaylası'nda da
yaşamıştık benzerini.
Bu cennete betonarme dikme yetkisini
kim kendinde görür
ya da kim izin verir ki...
Kaçkarlar' ın zirvesine sürüyor yolculuğumuz.
Yolu "bozuk" demek, iyimserlik
olur.
Neredeyse "yok"!
Gördük ya Ayder' deki rezaleti,
"Aman" diyoruz, "olmasın, daha iyi".
Elden çıkıyor ya ülkenin görünen yeri.
Tercihimiz, bu güzelim yaylalara
"aşığı olmayanların gitmemesi"
Onun için seviyoruz bu zahmeti.
Daha ilk düzlükte
henüz davet edilmişken yemeğe,
50 metre öteden
bir tulum sesi geldi.
O ses ki,
onda buluyorlar kendilerin.
Kimse kimseye sormuyor:
"Nerden geldin?"
"Ne iş yapıyorsun?"
"Ne kazanırsın?..."
Önce kulak kabartıyor o sese,
sonra veriyorlar el ele.
Duman çöküyor Kaçkar' a
Ayağımızın altında kalan yeşile
ve de tulumun büyüleyici sesine
kaptırınca bir kere
"doğmak" gerekmiyor o yörelerde
"Duymak yeterli" deyip
biz de el veriyoruz dost ellere.
..............
Bir sevdadır Karadeniz,
bir kere olsun gören için.
Ama "tutkudur" Karadenizlide.
Onlar "yayla"sız, yayla "onlar"sız
olmaz.
Duymazsa tulum sesini her yaz,
sanki öksüdür yayla.
Onun için,
Nerede yaşarlarsa yaşasınlar,
koşup gelirler buralara.
Yolumuz şimdi de yukarı Kavron'a.
İlk defa "çetin"liğinden
bu kadar mutluyuz, yolun.
Bulutlar iyiden iyiye kavuştu dağlara.
Sular akmıyor, köpükler dans
ediyor sanki.
Soruyoruz:
"Yol hep böyle mi?"
Cevap aynı:
"Bu daha iyi yeri..."
Sislerin arasında, gelmişiz aslında
Yukarı Kavron' a
Biraz daha gidiyoruz.
Bir metre öteki görmek zor.
Evler seçilmiyor.
Önce gölgesi, sonra dost sesini
Duyduk Ayşe Teyze' nin
...........
Tek gözlü yayla evine
biri gider, biri gelirmiş çocuklarının,
üç aylık bir sürede.
Gelin hanım da yaylacıymış
evlenmeden önce.
Onun için zor gelmezmiş
bu geliş gidiş.
Ayşe Teyze, iyiden iyiye
alışmış kaynanalığa.
Takılmadan edemiyor genç kızlara.
Derme çatma evlerde
güzel günler geçer,
büyük dostluklar yaşanırmış.
Hani vakit olsa da kalsak...
Keyifli işmiş şu yaylacılık
............
Bu fotoğrafı nakşedin yüreğinize.
Parayla erişip,
göremeyeceklerinizden...
Kentler bize küsmeden,
acaba biz mi kentlere küssek?
Bu yeşili, bu dereyi,
bu büyülü sisi içimize çeksek...
Hepsinden geçtim,
"hayal bile etsek yeter" gibi geliyor...
...............
Habersiz gelmiştik Kavron'a
Törenle uğurlandık ayrılışımızda
Helalleştik Ayşe Teyze
ve diğerleriyle.
Dedik ya
"Karadeniz bir sevdadır" diye.
Yaşamayı biraz bilene,
doğayı biraz hissedene
zor gelmeyecek bu yolculuk,
bizden bir tavsiye.
Tavsiyeden de öte...
"26 Ağustos' ta buluşalım" diyorum
Ayder' de.
Anlatacağım daha sonra nasıl olacağını...


Tayfun TALİPOĞLU - Cumhuriyet - 10.06.2001