Bor Madenleri Kimin Kamburu?


Ne arabanın motor yağı, aküsü ya da evdeki deterjan bittiğinde... Ne de kullandığımız kozmetiği, izolasyon maddelerini seçerken aklımıza gelir.

Aklımıza gelmez, çünkü, akaryakıttan otomotive, kozmetikten boyaya, ilaçtan çimentoya, bilgisayardan enerjiye kadar tüm sektörlerin vazgeçilmez girdileri arasında yer aldığını çoğumuz bilmeyiz. Bor madeninin ne işe yaradığını bilenler de Türkiye için önemini bilmez.

Bilmediğimiz için de 2000/92 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) kararının içeriği pek ilgimizi çekmedi. Oysa, yeni yıl öncesindeki uzun tatile girerken apar topar çıkarılan ÖYK kararı ile Türkiye bazı işletmeci KİT'lerle birlikte:

* Dünya rezervinin yüzde 70'ine

* Dünya üretiminin yüzde 30'una

* Dünya gelirinin yüzde 20'sine

sahip olduğu bor madenlerini özelleştirme kapsamına almıştı.

''Eti Holding AŞ'nin özelleştirme kapsamına alınması ve hazırlık işlemlerinin 6 ay içinde tamamlanması'' şeklinde çıkarılan karar: Etibor AŞ' ye bağlı kuruluşlardaki maden işletmeleri ve fabrika arazilerinin üzerindeki malvarlıklarının özel sektöre devredilmesini içeriyordu. Ne var ki Etibor AŞ'nin özelleştirilmesi, kesinlikle devletin, üzerindeki bir kamburdan daha temizlenmesi şeklinde algılanmamalıdır.

Her ne kadar 2000 yılıyla ilgili veriler henüz açıklanmadıysa da... Eti Holding AŞ'nin 1999 sonu itibarıyla 79 trilyon TL. katetmiş olması, kamunun üstünde kambur olmadığını açıkça ortaya koyan göstergelerden biridir.

Bor madenlerinin özelleştirilmesine ülke ekonomisine katkısı açısından baktığımızda ise: Sektörün bilgisayar teknolojisi, ilaç, enerji, tarım gibi temel alanlarda girdi üretmesi nedeniyle üretim ve ihracatın olumsuz etkileneceği görülmektedir.

TMMOB Maden Mühendisleri Odası'nın hazırladığı rapora göre, ihraç fiyatı 250 dolar/ton olan bordan tüm olumsuz üretim koşullarına ve siyasi yönlendirmelere rağmen 300 milyon dolar ihracat geliri elde edilmektedir.

Özetle, borun Türkiye için önemi:

* Çoğu alternatifsiz olmak üzere 250'den fazla alanda kullanılmaktadır. Yani, petrol gibi uzay mekiğinden inşaatlara birçok ürünün girdisidir.

* Türkiye 500-750 milyar dolar değerindeki 2.5 milyar ton civarında olan bor rezervleriyle dünya bor rezervlerinin yüzde 70'ine sahiptir. Geri kalanın yüzde 20'si ABD'ye, yüzde 10'luk pay da Çin, Rusya, Arjantin ve Şili'ye aittir.

* Borun çıkarılma işlemi, yeraltında değil açık işletmede gerçekleştiğinden elde etme maliyeti diğer madenlere göre düşüktür.

* Uruguay Roundu doğrultusunda biçimlenen iki ve çok taraflı yatırım anlaşmaları, uluslararası sermayenin, girdiği ülkeden elde ettiği ürünün belli oranını -madenler de dahil olmak üzere- ülke içinde kullanması zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır.

Kısacası... Ülke içindeki bor gereksinimi büyük olasılıkla dışarı ihraç edilenin tekrar ithal edilmesi yoluyla karşılanacaktır.

Komplo ürettiğimi düşünebilirsiniz. Ne var ki, yine de siz ''Olmaz, n'olamaz!'' demeyin ve... Özal ve prenslerinin hayranlıkla izlenip methiyeler dizilen imha projesini hatırlayın.

Yoksa, Et-Balık Kurumu özelleştirmesiyle hayvancılık sektörünün önce imha edildiğini, sonra hayvan ve hayvansal ürün ithalatçısı konumuna nasıl geldiğimizi unuttunuz mu? Oysa, çok eskilerde değil, 15-20 yıl öncesindeydi.

Yoksa, 20'nci yılını idrak ettiğimiz 24 Ocak modelinin ekonomiyi düzlüğe çıkarmak için olduğuna inandırılanlardandınız da, özelleştirmeyi zarar eden KİT'lerin elden çıkarılması olarak mı algılamıştınız?

Oysa özelleştirme, kapitalizme adını veren kapitalin özgürleşme sürecine, yani globalizasyona eklemlenmenin köprüsüydü. Köprüden geçiş vizesi ise madenlerden enerji kaynaklarına kadar ülkenin doğal kaynaklarının kullanıma açılmasına bağlıydı.

Ne var ki... Eti Holding AŞ'ye ait bir kuruluş olan Etibor AŞ'ye bağlı Kırka, Bigadiç, Kestelek, Emet ve Bandırma'daki bor işletmelerinin ve fabrikaların arazilerinin özelleştirilmesi, köprüden geçiş vizesi için yeterli değildir. Vizenin alınması, enerji sektöründeki özelleştirmelere de bağlı. Çünkü, bor mineralleri olmadan enerjinin hamurunu tutturmak mümkün değil!

Hatırlarsanız, çarşamba günü 24 Ocak'ta doğanlar 20 yaşında olacak. Uğur Mumcu 'yu da 24 Ocak'ın yıldönümlerinden birinde ''Uğurlar olsun!'' ağıtlarıyla yolcu etmiştik. Yaşasaydı, bor mineralleri üzerine olan pazarlıkları eminim birinci sayfadan yazardı.

Yoksa... ''Uğurlar olsun!'' ağıdını farkında olmadan kendimize mi yakmıştık! Ne dersiniz?

Cumhuriyet / Türkel MİNİBAŞ - 22 Ocak 2001