'Akbaba Yatırım AŞ' hizmetinizde

Fikir ilk olarak aklımıza 1994 krizi sırasında gelmişti. Başta emlak olmak üzere her şeyin fiyatı olağanüstü düşmüştü. Kârlı şirketler, devalüasyon sonrası nakit krizine girdikleri için batıyordu. Yeterince paramız olsa ve değeri düşen bu mallardan bazılarını satın alsak, ileride çok büyük kazançlar elde edebilirdik.
Ama gelin görün ki, fikrimizi hayata geçirmek için bir büyük eksiğimiz vardı: Para.
Aynı fikir bugün için de geçerli. Her şeyin değeri yüzde 40 civarında düşmüş durumda.

Eğer yeterince paranız varsa, Türkiye'nin varını yoğunu değerinin en az yüzde 40 eksiğine satın almanız mümkün.

Şimdilik şirketler maliyetlerini düşürmeye çalışarak, ürettikleri malların fiyatlarına farklı dolar kurlarıyla inanılmaz indirimler uygulayarak vs. ayakta kalmaya çalışıyor. Yani şu anda satılık şirket sayısı pek az. Ama yakında girişimciler,
"Bu ortamda ne kurtarsam kârdır" diye düşünmeye başlayacaklar. Böyle düşünenler arasında adını herkesin bildiği çok büyük isimlerin de olacağından şüphe duymayın. Gidiş o gidiş.

Peki o zaman ne olacak? Kim gelecek 'ölü eşek fiyatı'na düşmüş Türk şirketlerini almaya?
Elbette yabancılar.

Ve o yabancılar Türkiye'de alım yapmaya bankalardan başlayacaklar. Bir zamanlar değerleri birkaç milyar dolarla hesaplanan Türk bankalarının piyasa değeri bugün o milyar dolarlardan bir tanesini bulamaz durumda. Hatta o büyük boy bankaların pek çoğunun değeri bugün 1 milyar doların bile altında hesaplanıyor.

Bu hesaplamanın nedeni, dolar kurunun 1 milyon lira civarında dalgalanması.

Şimdi soru şu: Türkiye krize girmezden önce, yani dolar 680 bin lirayken Türk lirası olması gerekenden yüzde 40 daha mı değerliydi?

Ben ekonomist değilim, paranın değeriyle ilgili hesabın hayli karışık olduğunu da biliyorum. Ama yine de, bu işlerden anlayan insanlarla yaptığım konuşmalardan çıkardığım sonuç, TL'nin yüzde 10 civarında değerli olduğu ama kurun serbest bırakılmasıyla birlikte dolar fiyatına piyasanın yüzde 10 civarında da ülke riski eklemesinin, yani yapılacak devalüasyonun yüzde 20'de kalmasının 'makul' bulunduğu.

Yani bu 'makul' hesabına göre bugün doların 980 bin lira değil 830 bin lira olması 'gerekiyor.'

Bugün piyasadaki dolar fiyatının 'normal' olmadığını Kemal Derviş dahil herkes kabul
ediyor ama bu fiyatı 'normal'e indirmek için de kimse harekete geçmiyor.
Dolar fiyatının bu normal olmayan düzeyinde istikrar kazanması halinde ise yazının başında dile getirdiğim senaryo gündeme girecek. Şirketler ve bankalar hızla el değiştirmeye başlayabilecek.

İşte büyük şüphe de burada yatıyor: Dolar fiyatı, başta IMF olmak üzere uluslararası kuruluşların tavsiyesiyle ve bilerek mi yüksek tutuluyor?

Yüksek dolar kurunun zincirleme sonuçları var. Önce ithalatçılar zora girdiler. Şimdi sıra geçen yıl yurtdışından kaynak bulup yatırım yapan sanayicilerde. Sanayiciler, borçlarının ilk taksidini 31 Mart'ta ödeyecekler. Onların ödemelerini yapamaması halinde bankalar zora girecek. Bankaların zora girmesi dönüp yeniden şirketleri vuracak. Ve sonuçta bir önceki işten çıkarma dalgasından nasıl olmuşsa kurtulmuş on binlerce kişi işsiz kalacak.

Bu arada 'Akbaba Yatırım AŞ' faaliyete başlayacak, Türkiye'nin birikimleri el değiştirecek.

2001, Türkiye'nin tepeden tırnağa değiştiği bir yıl olacak. İnşallah bu değişime siyasi yapı da dahildir!

İsmet BERKAN / Radikal 27.03.2001