Ağlatmak senin işin değildi
Milyonları güldürdü. Milyonlar onu sevdi. Ama kalbi dün ona kötü bir şaka yaptı. Türkiye’nin en büyük güldürü ustalarından Kemal Sunal artık yok “İnek Şaban" tiplemesiyle tüm Türkiye’nin gönlüne taht kuran ünlü sinema sanatçısı Kemal Sunal, film çekimi için Trabzon’a giderken bindiği uçakta kalp krizi geçirerek 56 yaşında hayatını kaybetti.
Sunal’ın rahatsızlığı nedeniyle kalp ilacı kullandığı ve yakın çevresine “çok yoruldum" dediği belirtildi. Çevirdiği 82 filmle Türk sinemasının ölümsüzleri arasına giren Sunal, Ali Özgentürk’ün yönettiği, başrollerini Cem Davran ve Rus oyuncu Yekaterina Rednikova’yla paylaştığı “Balalayka" adlı filmin çekimlerine katılmak için Trabzon’a gitmek üzere, dün sabah Atatürk Havalimanı’na geldi.
Uçak korkusu olan Sunal, aralarında oğlu Ali Sunal ile Davran’ın da bulunduğu 11 kişilik ekiple, 07.05’te kalkacak THY’nin 046 sayılı uçağına bindi. Business Class’taki yerini beğenmeyip başka bir koltuğa oturan Sunal, uçak havalanmadan hemen önce rahatsızlandı. Başının altına minder koyulan Sunal, koridora yatırıldı. Kaptan pilot, Sunal’a kalp masajı yaptı. Birkaç nefes alan Sunal, hayati fonksiyonlarını yeniden kaybederken, oğlu da babasına suni teneffüs yapmaya başladı. Bir yolcu da, Sunal’ın dilinin altına bir hap koydu. Ancak kendine gelir gibi olan Sunal’ın kalbi bu sırada durdu. Olayın ardından uçağa gelen doktorlar, muayene sonrası Sunal’ın öldüğünü açıkladılar. Sunal’ın cesedinin ambulansla kaldırıldığı International Hospital’a ailesi, sanatçılar ve hayranları akın etti. Ağır kalp krizi International Hospital Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Melih Bulut, Sunal’ın tam uçak hareket edeceği sırada “ağır bir kalp krizi geçirdiği" kanısında olduklarını belirtti. Bulut, kendilerine ölü getirilen Sunal’ın bazı kalp rahatsızlıkları olduğunu ve kalp ilaçları kullandığını söyledi. Bulut, “Uçağa binmekten zaten hiç hoşlanmıyormuş ve uçağa da binmek istememiş. Ama çok uzun bir yolculuk olduğu için uçağı tercih etmek zorunda kalmış" diye konuştu. Bulut, Sunal’a ilk olarak 112 “Hızır Acil" ekiplerinin müdahale ettiklerini, ancak hiç bir sonuç alamadıklarını dile getirerek, “Bana olay telefonla bildirildiğinde önce şaka zannettim. Zaten bize geldiğinde hiç bir hayati fonksiyonu yoktu. Müdahale şansımız olmadı. Maalesef Sunal’ı kaybettik" dedi.
Çok yoruldum
Sunal ve beraberindekileri uçağa götüren THY personeli Ertuğrul Karaferiyeli de, polis kontrolünü geçtikten sonra Sunal’ın yanındaki arkadaşına “çok yoruldum, çok terledim" dediğini söyledi. Ekibi uçağa kadar götürdükten sonra kapıları kapattıklarını bildiren Karaferiyeli, “Daha sonra ‘bir yolcu fenalaştı’ diye haber geldi. Tekrar uçağa gittim. Uçağın kapısını açtımızda Sunal ölmüştü" açıklamasını yaptı. Rapor: Masaja cevap vermedi Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Nöbetçi Doktoru Rıza Şirit’in hazırladığı doktor raporunda da şöyle denildi: “Saat 07.50 civarında, İstanbul - Trabzon seferini yapan uçakta acil hasta olduğu bildirildi. Hemen hareket edip 113 numaradaki Trabzon uçağında hastaya ulaştık. Yaptığımız muayenede kalp sesleri, solunum ve pupilla refleksleri alınamadı. Hastaya kalp masajı ve suni solunuma devam edildi. Tekrar kalp sesleri ve nabzına bakıldı. Nabız ve kalp sesleri alınamadı. Tekrar suni solunuma, kalp masajına devam edilmesine karşın hastanın durumunda bir değişiklik görülmedi. Hasta, ‘exitus’ olmuştu. Hemen ambulansa International Hospital’a nakledildi."

[Milliyet/4.7.2000]


Değerlendirmeler:

Kemal Sunal, halkın terapisti olduğunu, iktidarların sayesinde ayakta kaldığını söylüyordu 'Filmlerim beni ölümsüz kılacak'
Türk sinemasının ünlü oyuncusu Kemal Sunal, dün saat 07.00'de Ali Özgentürk 'ün yeni filmi 'Balalayka' da rol almak üzere Trabzon'a gitmek üzereyken geçirdiği kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirdi.
Rötarlı uçağa biner binmez rahatsızlanan Sunal, ambulansla International Hospital Hastanesi'ne kaldırıldı, ancak kurtarılamadı. 1944 yılında İstanbul'un yoksul semtlerinden birinde, Küçükpazar'da dünyaya geldi. Kendisinden küçük kardeşleri Cemil ve Cengiz 'le büyüdü. Yoksul ama mutlu bir ortamda, haylaz bir çocukluk geçirdi. Öğrenciliğinde daha da yaramazdı. Ortaokul ve liseyi Vefa Lisesi'nde toplam 11 yılda bitirdi.Okul hayatı, daha sonra oynayacağı Hababam Sınıfı gibiydi. Vefa Lisesi'nde felsefe hocası Belkıs Balkır , ''Sen tiyatrocu olmalısın'' deyip, Müşfik Kenter 'e götürdü. Kent Oyuncuları'nın Fadik Kız oyunundaki sözsüz rolüyle profesyonelliğe ilk adımını attı: ''Sahneye baştan başa yürüyüp çıkıyordum, hiç konuşmuyordum, bir mimik de yapmıyordum. Öyle bir kahkaha kopuyordu ki...'' Tiyatroyu Ulvi Uraz'da ve daha sonra da Devekuşu Kabare'de sürdürdü. Bir gün ünlü yönetmen Ertem Eğilmez , Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda Kemal Sunal'ı görünce, halkın tepkisine bakıp bir filminde küçük bir rol teklif etti: ''Gittim, oynadım, gerisi geldi. Zaten Ertem Bey o film oynayıp, seyirci beni görüp kahkahayı patlatınca anlaşma yaptı. Tabii bilmiyoruz o zaman bu işleri, imzaladık. Başladık film çekmeye. 1972'de sinemaya başladım ve bir yıl sonra tiyatroyu bıraktım. O seyircinin beni görünce attığı kahkaha, o sıcaklık kameradan geçti seyirciye, öyle yırttık.'' İlk filmi yine figüran olarak rol aldığı 'Tatlı Dillim' di. Yine çok az göründü ve çok dikkat çekti: ''Esas amacım, kafamdaki mesele sinemanın starı olmaktı ve bir gün bunu başaracağımı biliyordum. İster altıncı his deyin ister başka bir şey. Ama star olmayı kesin kafaya koymuştum." Ertem Eğilmez'li yıllar bugün hâlâ yüzlerce kez gösterilen ''Hababam Sınıfı'' gibi filmlerin çekildiği yıllardı.
Dünyayı kavrayamasa da kendi çıkarlarını çok iyi bilen, hafif saf 'Şaban' tipini, fiziğinin de yardımıyla başarıyla canlandırdı. Ona göre tutmuş bir tipi bırakıp yeni arayışların içine girmek bir starın düşebileceği en büyük hataydı: '' John Wayne 70 yaşında kovboy oynuyordu, at sırtına biniyordu. Amerika'dan daha mı iyi biliyoruz bu işi? Tipiniz dışına çıktığınız zaman seyirci küser.'' Benzer bir deneyimi kendisi de yaşadı. İyiniyet, saflık ve çocuksuluk üzerine Canlandırdığı tüm karakterlerin özelliklerini iyi niyet, saflık ve çocuksuluk üzerine kurulu olduğunu belirten ünlü oyuncu bu özelliklerin kendisinde de çok belirgin olduğunu vurgulamıştı. ''Şaban öylece benim üzerime yapıştı kaldı.
Hababam Sınıfı'ndaki Rıfat Ilgaz 'ın yazdığı karakterin adı, İnek Şaban. Diğer filmlerde de yapımcılar başta filmlere seyirci çekmek için filmlerinin isimlerinde bu adı kullandılar. Yoksa, benim isteğim değildi. Oynadığım bütün filmlerde hep güzel insanı anlattık. Hiç şiddet yoktur. Öpüşme sahnesi bile yoktur.'' Dizilerde canlandırdığı farklı tipler pek de ilgi görmedi. ''Ben dizileri para için yaptım. Sıkıldığım için dizileri bıraktım. Yaratıcı tarafımı öldürüyor. Bu da suratıma yansıyor. Kötü oynadım diye kendime kızıyorum. İçim dışım güzel olduğu zaman yaratıcı olabiliyorum.''
İlk göz ağrısı tiyatroya da dönmek istiyordu. Oyunculuğu konusunda yapılan değerlendirmelere de şöyle yanıt vermişti: '' Fernandel' e benzettiler beni. At suratlı filan dediler. Böyle laflar var. Madem sırıtıp eşoğlueşek demek bu kadar basitse, bir tane böyle birini bulsunlar, kendileri yapsınlar bakalım 25 yıl star olabilecek mi? Ayrıca ben eşoğlueşek lafını öyle söyledim, ona da argo dediler, aslında değil, buna üzülürüm ben, herkes kullanır bunu bizde. Beni Keloğlan'a benzeten oldu. Şuna, buna. Ama en çok Zeki Müren çok güzel bir benzetme yapmıştı; 'Fernandel'le Jean-Paul Belmondo karışımı' demişti.'' Aslında İletişim Fakültesi'ni kazanmış, ama okuyamamıştı. Af çıkınca kırkından sonra Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Televizyon ve Sinema Bölümü'nü bitirdi. Gençlere, çocuklarına örnek olsun ve Türkiye'nin okuyan insana ihtiyacı olduğunu göstersin diye. Okumanın yaşı yoktu. Yüksek lisans yaparak, 'Televizyon ve Sinemada Kemal Sunal Güldürüsü' başlıklı bir tez hazırladı. 'Yeşilçam'ın en az film çeken starıyım' Toplam 82 filmde oynayan ama 28 yıldır zirveden hiç inmeyen Kemal Sunal, ''Ben Yeşilçam'ın en az film çeken starıyım. Filmlerim o kadar çok gösterildi ki, insanlar çok fazla film çevirdiğimi zannediyor. Diğer starlara sorduğunuzda, '300-400 filmim var' derler. Ama kimseye nasip olmayacak kadar büyük ilgi gördüm.
Ben sinemanın starıyım'' diyordu. Bir oyuncunun çok disiplinli yaşaması gerektiğini savunuyordu: ''Disiplinsiz, dağınık yaşayan bir insandan iyi oyuncu olmaz. Ölçüyü kaçırmamak gerek. Hiçbir zaman boşveren bir oyuncu olmadım. Boşverseydim bugüne kadar kalmazdım. Hiçbir fanatik yanım, aşırılığım yok.'' Öldükten sonra filmleriyle anımsanmak istiyordu: ''Bu bana yeter. Bir kere hakkımda öldü diye bir haber çıktı. Anadolu'da pek çok okulda benim için saygı duruşu yapılmış. Ne yazıp çizerlerse çizsinler, gördüğüm ilgi, filmlerimin doğruluğunu gösteriyor. Beni başka türlü seviyorlar. Tek başına bir adamdır Kemal Sunal. Filmlerim beni ölümsüz kılacak zaten. Daha uzun yıllar izlenecek.'' Filmlerinin 'sahici ve sevgi dolu olduğu, duyguyu yakaladığı' için filmlerinin eskimediğini vurguluyordu: ''Benim filmlerim, eski Türk filmleri değil, eski ama yeni Türk filmleri. Dünya da şimdi bunu yakalamaya çalışıyor. Amerika bile artık duygu yüklü filmler çekiyor. Tekniğe dayalı bir sürü film çekti. Artık duyguya dayalı filmler iş yapıyor. İnsanların sevgiye, duyguya ve sıcaklığa ihtiyacı var. Eski filmlerim, bu yüzden hâlâ seyrediliyor.
Yoksa bir sürü seyredilmeyen eski Türk filmi var. Niye Kemal Sunal seyrediliyor?'' Televizyonda sürekli filmleri gösteriliyor, yapımcılar kazanıyordu. Bu filmlerden beş kuruşluk bir kazancı yoktu, reklamlarından bile kazanmıyordu, hukuksal açıdan bu konuyla savaştığında da bir sonuca varamamıştı. ''Televizyonlar benim filmlerimi güçlü programların karşısına koyuyorlar, diğer kanalın programını sunmak için yayımlıyorlar. Silah gibi kullanıyorlar ama güçlü bir silah. Mal da onların; kullanıyorlar, seyrediyoruz, ben de gülüyorum.'' Ona göre oyuncu yönetmenden önce geliyordu ve starlık sisteminin hiçbir zaman yıkılmayacağı görüşündeydi: ''Starlık sistemini biz yıkmak istiyorduk. Biz star olduk. Dünya bunu halledememiş. Yönetmen kendi dünyasını insanlara aktarır tamam da hiçbir yönetmeni de halk tanımaz. Yönetmen geri plandadır. Sunulan insanlar bizleriz. İnsanlar filmle ilgili eleştirilerini ve övgülerini bize yapıyorlar, yönetmeni bilmiyorlar bile.'' Hiç televizyonlara çıkmaz, röportaj önerilerini kabul etmez, kendi deyişiyle biraz içine kapanık, ketum bir kişiydi.
Özel yaşamında asık suratlı, sert bakışlı , ciddi olarak değerlendirilmesine, ''Böyleyim. Yapım bu. Öbür türlü davranırsam sahtekârlık yapmış olurum. Bunu değiştiremem. İş ayrı bir şey. Orada başka birisiyim. Yaradılışım öyle. Sinemada mesleğimi yapıyorum'' diyordu.

'Bütün dünyanın tanımasını isterdim'
Tabana dayalı, halka dayalı bir insan olduğunu belirterek, balon gibi medya tarafından şişirilerek bu noktaya gelmediğini anımsatıp, Kemal Sunal'ı sakınıp sakladığını söylüyordu: ''Beni sevenler filmlerimi görüyor işte. Başka neyimi görecek? Ben Kemal Sunal'ı koruyorum. Beni hiç ilgilendirmiyor bu medya, ben kendimi saklayıp ne kaybediyorum, onların tezini çürütüyorum. Medyada gözükmeden bu kadar popüler olan bir kişi daha yok.
Kemal Sunal bir trade-mark artık. Çok kolay Kemal Sunal yetişmiyor. Onu hepimizin koruması lazım diye düşünüyorum.'' Yaşamında eksik kalan, hep istediği tek şey dünyaya açılmak, Hollywood'da oynamaktı: ''Bizim sinemamız açılamadığı için biz de burada kaldık. Ben bugün İtalyan olsam bütün dünya tanırdı beni. Bugün git Çin Seddi'ne kadar, bütün İpek Yolu Kemal Sunal'ı tanıyor. İpek Yolu'ndan Balkanlar'a kadar tanıyorlar beni. Arabayla Avrupa'ya gittiğimde Yugoslavya sınırında karşılıyorlar ve köylerine kadar korna sesleriyle uğurluyorlar. Düğün alayı gibi gidiyoruz. Hollywood neden olmasın?
Türklerin yaşadığı her yerde tanıyorlar ama ben bütün dünyanın tanımasını isterdim. Benden çok üstün tarafları yok dünyadaki komedyenlerin. Bu surat Türkiye'de geçiyorsa dünyada da geçer. Mesela Moskova Festivali'nde Kapıcılar Kralı oynadı, buradaki reaksiyonun aynını aldı. Ama açılamadı bizim sinemamız. Zaten tek kurtuluşu da budur, dünyaya açılırsa kurtulur.'' Halkın kendisini bu denli sevmesinin nedenini, ısrarla sosyologların araştırması gerektiğini belirtiyordu: ''En önemlisi güldürebiliyorum. Bu ekonomik ezilmişliğin altında onları güldürebiliyorsam, bundan daha büyük mutluluk düşünülmez bana göre.'' 'Halkın terapisti' olduğunu vurguluyordu: ''İşte bunun için 'iktidarlar sayemde ayakta duruyorlar' diyorum. Halk beni kendinden biri buluyor. Kasıntı oyuncular gibi uzaktan seyretmiyor. Elliyor, kokluyor, bakıyor.'' TV'deki filmleri rating rekoru kırınca aydınların kendisini kutladığını da anlatan Sunal, Türkiye'de halkın neyin olup bittiğini çok iyi anladığını, dünyanın her ülkesinde insanların çocuksu bir yanı olduğunu vurguluyordu.
Politikayı iyi biliyor ve seviyordu. Kalbinde 'liderlik' vardı. ''Halkın nabzını tutabilirim diye düşünüyorum. Çok iyi değiştirebilirim, çok çalışkan biri olarak çok iş yapabilirim. Sabırlı bir insanım. Sabırla beklemesini bilirim. Politika için bunlar şart.'' Gençlere güvenen sanatçı, politikacı olarak Türkiye'nin gençleşmesini istiyordu: ''Türkiye'nin neden 40 yaşında başbakanı olmasın? Neden reisicumhur olmayayım şu yaşımda?''

 

[Cumhuriyet/4.7.2000]

Ardından ne dediler?

MÜJDAT GEZEN : Kemal benim için arkadaştan öte bir kardeşti. Hemen hemen iki gecede bir yüz yüze görüşmediğimiz zamanlarda telefonla konuşurduk. Duygularım şu anda tarifsiz derecede kötü; çünkü arkadaştan öte bir can dostumu, bir kardeşimi kaybettim.Dünyanın en zeki, en güzel adamlarından biriydi. Adam gibi bir adamdı. Çok iyi bir insandı.İyi dosttu. Ufak kalp rahatsızlıkları vardı. Ama bu meslek böyledir. Kolay yıpratıyor insanı. Verdiklerini bu biçimde geri alıyor işte. Kemal'in her çevirdiği film benim için önemlidir. Türk halkı Kemal'i dünya çapında bir sanatçı olarak bağrına basmıştır. Kemal yalnız üniversitelerde tez konusu olmadı. Filmleri Türkiye dışındaki ülkelerde de oynadığı zamanda aynı derecede sevildi. Çünkü Kemal'in inanılmaz zenginlikte bir sinema suratı vardır.
ATİLLA DORSAY : Türk toplumunu Türk toplumu yapan temel direklerden birinin toplumu birbirine bağlayan, ortak bir gülme duygusunda, ortak değerlerde buluşturan sayılı insanlardan birinin öldüğünü düşünüyorum ve doğrusu şok geçirdim. Kendi adıma son derece üzgünüm. Kemal Sunal'ın filmlerinin televizyonlarda yıllar yılı döne döne oynamakta olması bence sosyologların ilgilenmesi gereken bir olaydı ve zaten ilgilendiler. Bu konuda yazılmış sosyolojik incelemeler var. Sinema açısından Sunal'ın filmlerini küçümsememek gerekir. Atıf Yılmaz 'la yaptığı 'Kibar Feyzo', Zeki Ökten 'le yaptığı 'Çöpçüler Kralı' ve 'Kapıcılar Kralı' gibi filmleri Türk Komedi Sineması içinde başyapıt düzeyindedir. Onun çok önemsenecek en azından bir düzine filmi olduğuna inanıyorum. Diğer filmlerinin Türk halkını yıllarca oyalamış, güldürmüş, dertlerinden uzaklaştırmış olması çok önemli bir sosyolojik olgu. Burada sinemanın da ötesine geçen birşey var. Bu açıdan bunun çok büyük bir matem olduğuna, Kemal Sunal'ın çok kısa zaman içinde bir Barış Manço gibi bütün ulus tarafından benimsenen ve adeta kült haline getirilen bir sanatçı olduğuna inanıyorum.İlk dönemde çok iyi filmleri oldu. Taze bir komedyendi. Sonra kendi kendini tekrarladı ve birbirine çok benzeyen önemsiz filmler yaptı. Son döneminde Türk sinemasının yeniden proje üretmeye başlaması sürecinde birdenbire biz Kemal Sunal'ı adeta yeniden keşfettik. Örneğin 'Propaganda' filminde Kemal Sunal, bayağı bir kompozisyon rolüyle, uluslararası komedi yıldızlarıyla, Bob Hope , Fernandel 'le boy ölçüşecek düzeyde oyun verdi. Ali Özgentürk'ün yeni projesi de çok iddialı bir projeydi. O filmde de çok iyi olacaktı buna inanıyorum. Ama kader buna imkân vermedi. Sanıyorum onun en olgun dönemi olacaktı. Çok daha kalıcı filmler üretecekti ama kısmet olmadı.
AHMET GÜLHAN : Üzgünüm , çok değerli bir dostumu kaybettim. İyi bir sanatçı, aynı zamanda iyi bir insandı. Yoğun bir uçak korkusu vardı. Kolay kolay uçağa binmezdi. Ne kadar uzun yol olursa olsun hep kara ulaşımını seçerdi, keşke bu sefer de öyle yapsaydı.
ALİ ÖZGENTÜRK : Çok üzüldüm. Hem arkadaşım, hem de meslektaşımdı. Türkiye'nin en popüler oyuncularındandı. 'Kendi gitti, sesi kaldı yadigâr. Baki kalan kubbede bir hoş sedaymış.'
AGAH ÖZGÜÇ : Kemal Sunal, Vahi Öz , Suphi Kaner 'lerin neslinden sonra gelen yıldız bir güldürü ustasıydı. Şener Şen 'le ikisi zirvedeydiler. Propaganda filmine kadar Yeşilçam havasındaydı; kendini tekrarlayarak oynuyordu. Ancak Sinan Çetin 'in filminde kendini aşan oyun sergiledi. Yapacağı çok şey vardı; yazık oldu.
UĞUR DÜNDAR : Kemal Sunal çok yakın bir arkadaşımdı. Üç gün önce Vefa Lisesi'nin geleceği ile ilgili konuşmuştuk. Okul adına yapılabilecek yeni projeleri hayata geçirmek için planlar yapıyorduk. Büyük sanatçılığının yanı sıra çok iyi bir dosttu. İki eli kanda bile olsa arkadaşlarının dertlerine koşardı.
METİN AKPINAR : Ölümünü tabii ki beklemiyorduk. Yine bir komiklik sürprizi yaptı. Allah rahmet eylesin. Çok yoruluyordu. Kemal'in içinde her zaman fırtınalar kopuyordu. Yaptığı işi çok seviyordu. Çok ciddi bir uçak korkusu vardı. Sanırım 10-15 yıldır hiç uçağa binmedi. O sadece bedenen öldü. Her sanatçının olduğu gibi onun ruhu da aramızdan ayrılmayacak.
TÜRKÂN ŞORAY : İnanılmaz, çok büyük bir acı. Gülüşü, sinemamız var olduğu sürece unutulmaz karelerinin en başında yer alacak bana göre. Bu ölüm herkesi çok etkilediği gibi beni de çok etkiledi. Ben de herkes gibi çok yakın bir dostumu kaybetmiş sayıyorum kendimi. Kaderin acı cilvesi ki, yine mesleği gereği bir çekim için çok korktuğu halde yine o uçağa bindi. Ve hayatını çok inandığı bir yolda yitirdi. Ölümünün böyle olması beni daha da fazla etkiledi.
ATILAY ULUIŞIK : Sıkıntısı falan yoktu. Bir anda bir kriz geldi. Hostesler ve pilot ilk müdahaleyi yaptılar. Biz yardıma çalıştık, ama bir şey yapamadık.
HÜLYA KOÇYİĞİT : Bir arada hiç oynamadık, ama kızım Gülşah’la oynadı. O duyduğu zaman kahrolacak. Çünkü bizim bağımız hiç kopmadı, ailece, eşiyle de çok çok yakın görüştük. Türk sineması için çok büyük kayıp ve Kemal Sunal’ın ölümü tarif edilemeyecek bir acı şu anda benim için. Allah ailesine sabır versin. Hayatında hiç uçağa binmemiş bir insan. Nereden çıktı bu şimdi, onu anlamadım. Uçaktan çok korkan ve hep karayoluyla giden bir insan. Uzak yerlere bile arabayla giderdi. Bugüne kadar uçağa bindiğini hiç duymadım. İlk defa hayatında uçağa binmeye karar veriyor belki de ve Allah nasip etmiyor. Hayret bir şey. Gerçekten çok üzüldüm. Şu anda çok şaşkın ve inanmakla inanmamak arasında bir haldeyim. Türkiye için çok önemli bir sanatçıydı.
SELDA ALKOR : İnanmıyorum. Çok üzüldüm. Kemal beyle birlikte çalışmadım, ancak bu camianın çok değerli bir insanıydı. Onun kaybı Türk sineması ve sanatı için çok büyük bir olay. Kemal Sunal, sinemamızı bugünlere taşıyan temel taşlardandı.
FARUK TURGUT (Yapımcı) : Kemal Bey’le bir aydır görüşüyorduk. Sonunda bir dizi için anlaştık. Film çekiminden sonra diziye başlayacaktık. Onun en büyük keyfi Hisar’daki Kale Çay Bahçesi’nde okey oynamaktı. Pazar günü de geldi. Bir kaç saat oturup kalktı. Kendisine çok dikkat ederdi. İçki çok az alır, sigara içmez, sigara içilen ortamda bulunmaz, yağlı yemez, çok disiplinli yaşar ve sağlığına dikkat ederdi. Korkunç bir uçak fobisi vardı. Bütün planlarını otomobile göre yapardı. Uzak yerlere tatile çıkmaz, yurtdışına gitmez, çağrıldığı festivallere katılmazdı. Uçağa binmeye nasıl razı olduğuna şaşırdık.
EMEL SAYIN : Ben Kemal Sunal ile 4 filmde oynamıştım. Set aralarında hiç konuşmazdı, az insanla ilişkiye girerdi. Varlığı yokluğu belli olmazdı. Ama yönetmen motor dediği an karşımızda devleşen bir aktör olurdu. Onun çekimler sırasında orada olduğumu hissetirmeden çok izlemişimdir. Çok çekingen, fakat çok sıcak bir insandı. Onunla unutamadığım anım, yıllar önce Bebek Belediyesi Gazinosu’nda çalışırken bir gün Kartal Tibet’le kulise gelmesiydi. Kemal o sıralar Kalender Orduevi’nde askerlik yapıyordu. Ve komutanları bir konser yapmamı istemişlerdi. Bu görevi de ona vermişlerdi. Bunu benden istedi. İsterken müthiş sıkıntı yaşadı, ben kabul edince, konser sırasında ve sonrasında binlerce kez teşekkür etti. İnanılmaz ölüme kahroluyorum.
HALİT AKÇATEPE : Sevgili Kemal pek erken yaptı bu işi, olmadı. Keşke hiç olmasaydı, ama oldu, yapılacak bir şey yok. Çok acı duydum. O, Türkiye’nin sevgilisiydi, benim canımdı. Türkiye sevgilisini ben de canımı kaybettim. Çok yazık oldu.
CENK KORAY : Türkiye çok büyük ve iyi bir sanatçısını kaybetti. Yeri kesinlikle doldurulamayacak ahlaklı bir sanatçıydı kendisi. Allah rahmet eylesin diyorum. Berna Laçin: Ben ilk çalışmamı Korku Belası isimli sinema filminde Kemal Ağabey ile yapmıştım. Haberi duyunca şok oldum, inanamadım, çünkü kendisi daha çok gençti. Nedense Allah çok sevilen insanların canının çabuk alıyor. Kendisi hastalıktan ve ölümden çok korkardı evhamlı birisiydi. Yeni sinema projeleri vardı tam verimli olacağı bir dönemde aramızdan ayrıldı. Hepimizin başı sağolsun.
AYŞEN GRUDA : Kemal benim çocukluk arkadaşım. Hakikaten değer verdiğim bir insan. Ben neden bu kadar geç müdahale edildiğini anlamıyorum ve havalimanında ihmal olduğunu düşünüyorum. Kemal uçağa binmekten ve denize girmekten çok korkardı. Keşke ısrar edilmeseydi, ama artık çok geç. 7’den 70’e herkesi bir noktada birleştiren çok değerli bir sanatçıydı. Öldü demeye dilim varmıyor. Ailesinin ve Türkiye’nin başı sağolsun.
GANİ MÜJDE : Türkiye’nin en önemli Kemal’lerinden biriydi. Ve kendisini İnek Şaban diye görmek isteyenlere inatla nasıl iyi bir oyuncu olduğunu her gilmiyle ispatladı. Özellikle Propaganda’da. Birlikte çalışamadığımız için çok üzgünüm. O, halkın sanatçısıydı. Bu yüzden sadece yakınlarının değil, Türk halkının da başı sağolsun.
NEJAT UYGUR : Kemal Sunal dünya çapında bir sinema ve tiyatro oyuncusu. Ben 73 yaşındayım ve bu güne kadar dünya üzerinde 15 sene önce çevirdiği filmleri 2000 yılında da reyting rekorları kıran bir başka sanatçı görmedim. Birşey söylememe gerek yok. Nur içinde yatsın.
MÜNİR ÖZKUL : Çok, çok, çok üzgünüm. Şoktayız. Sanatçılığının ötesinde çok iyi dostumdu. Mükemmel bir insandı. Kemal sürekli beni arayarak sağlık durumumu sorardı. Allah’tan kendisine rahmet diliyorum, ailesine de başsağlığı.
ALİ POYRAZOĞLU : Hem arkadaşımdı, hem de çok sevdiğim, beğendiğim bir meslektaşımdı. Ama geride bıraktıkları ve eserleriyle bizimle beraber olacak. Baki kalan kubbede bir hoş seda imiş, kendi gitti, görüntüsü, sesi kaldı yadigar.


Unutulmayan filmleri

1972 - Tatlı Dillim / 1973 - Oh Olsun, Yalancı Yarim / 1974 - Hasret, Mavi Boncuk, Salak Milyoner, Köyden İndim Şehire, Salako / 1975 - Hababam Sınıfı, Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı, Hanzo, Şaşkın Damat / 1976 - Hababam Sınıfı Uyanıyor, Kapıcılar Kralı, Meraklı Köfteci, Sahte Kabadayı, Süt Kardeşler, Tosun Paşa / 1977 - Çöpçüler Kralı, Hababam Sınıfı Tatilde, Sakar Şakir, Şaban Oğlu Şaban / 1978 - Avanak Apti, İnek Şaban, İyi Aile Çocuğu, Kibar Feyzo, Köşeyi Dönen Adam, Yüz Numaralı Adam / 1979 - Bekçiler Kralı, Dokunmayın Şabanıma, Korkusuz Korkak, Şark Bülbülü, Umudumuz Şaban / 1980- Devlet Kuşu, Gerzek Şaban, Gol Kralı, Zübük / 1981 - Davaro, Kanlı Nigar, Üç Kağıtçı / 1982 - Doktor Civanım, Yedi Bela Hüsnü / 1983 - Çarıklı Milyoner, En Büyük Şaban, Kılıbık, Tokatçı / 1984 - Atla Gel Şaban, Orta Direk Şaban, Postacı, Şabaniye / 1985 - Gurbetçi Şaban, Katma Değer Şaban, Keriz, Sosyete Şaban, Şaban Pabucu Yarım, Şendul Şaban / 1986 - Davacı, Deli Deli Küpeli, Garip, Tarzan Rıfkı, Yoksul / 1987 - Japon İşi, Kiracı, Yakışıklı / 1988 - Bıçkın, Düttürü Dünya, Öğretmen, Polizei, Uyanık Gazeteci, İnatçı / 1989 - Gülen Adam, Talih Kuşu, Zehir Hafiye / 1990 - Abuk Sabuk Bir Film, Boynu Bükük Küheylan, Koltuk Belası / 1991 - Varyemez / 1999 - Propoganda.