Bir topluluğa aidiyet (affiliation) duygusu insanın temel  gereksinmelerinden biri olup (Maslow 1954), kişinin toplumsal davranışlarının önemli bir belirleyicisidir (Alexander 1977, 81).  Bu gereksinmenin yerine getirilemediği durumlarda ödenen bedel ise genellikle yalnızlık/yalıtım hatta anti toplumsal davranışlardır.

Yaşanabilir bir konut çevresinin yaratılması ve topluluk duygusunun sağlanması, modernizmin tüm dünyada kentlere yaptığı olumsuz etkilerin ardından çok önemli bir eksiklik olarak ortaya çıkmıştır.  Kentlerin çeperlerinde ya da uzağında serbestlik idealleriyle inşa edilen çok katlı toplu konutların insanı ve insan ölçeğini tümüyle dışladığı kanıtlanmış, bu da bireyselleşme ve yabancılaşmayı beraberinde getirmiştir.  Bu bağlamda, toplumsal gereksinmelerin karşılanmasındaki başarısızlığın yarattığı sorunlar nedeniyle yıkımına karar verilen Prutt-Igoe toplu konutları (St. Louis, Missouri, A.B.D.)  çevre tasarımının insan davranışları üzerindeki etkisine dikkat çekmenin ötesinde, modernist tasarım ilkelerinin yabancılaştırıcı etkisini kanıtlamış, ve pek çok kuramcı ve eleştirmen tarafından modernizmin sonu olarak nitelendirilmiştir. 

Modern planlamanın problemleri, Appleyard ve Jacobs’ın (1987, 112) manifestolarında da vurgulandığı gibi, ‘niteliksiz ve zor yaşam çevreleri, devasacılık (gigantism) ve denetimin yitirilmesi, niteliksiz ve zor yaşam çevreleri, büyük ölçekli özelleştirme ve kamusal yaşamın çöküşü, merkezden dışa doğru parçalanma (centrifugal fragmentation), değerli bölgelerin tahribi, yersizlik (placelessness), adaletsizlik, ve köksüzlük (rootlessness) olarak tanımlanır.  Bunlara yanıt olarak yaşanabilirlik, kimlik ve kolay denetim, olanaklara erişim, yaratıcılık, vizyon ve sevinç, gerçeklik (authenticity) ve anlam, topluluk ve kamu yaşamı, kentsel yeterlilik ve herkes için çevre kavramları kentsel tasarımın hedeflerinin belirleyicileri olmuştur.

Bu tartışmalar ışığında, modernizm sonrasında oluşan çevrelerde topluluk kavramının yok olmasının ve kamusal alanın çöküşünün 20. yüzyılın ikinci yarısında kentsel tasarımın yeni  bir çalışma alanı olarak ortaya çıkmasının en önemli nedenlerinden biri olduğu söylenebilir.

Topluluk geliştirme nedir ve nasıl gerçekleştirilebilir?

İnsanın sağlıklı gelişimi için, yaşamının tüm yönlerinin (fiziksel, duygusal, ussal ve ruhsal yapı) dengeli ve bütüncül bir şekilde gelişmesi gerekir.  Bu sağlıklı gelişim yalnız bireylerin yaşamlarında değil, bir bütün olarak topluluğun yaşamına da yansıtılmalı ve duyumsanmalıdır.  Nasıl bir konut yapımı gerçekleştiğinde ‘yuva’ kavramıyla doğrudan özdeşleşemiyorsa, bir konut grubu da, orada yaşayacak kişilerin yaşam tarzı ve ilişkileri dikkate alınmadan salt fiziksel ve görsel gereksinmeler gözetilerek tasarlanıyorsa, bireylerde bir topluluğa aidiyet duygusu oluşturamaz.  Bu bağlamda, ‘topluluk geliştirme’ kavramı son yıllarda gelişmiş ülkelerdeki toplu konut planlama ve tasarım yaklaşımlarının önemli bir parçası olmuştur.  Topluluk geliştirme, fiziksel olarak tanımlanmış bir konut alanını paylaşan bir grup insan arasında toplumsal yakınlaşma ve birlikteliğin oluşturulma sürecidir; diğer bir deyişle, tasarımda bir bina grubunun değil bir insan topluluğunun yaratılma çabasıdır. 

İletişim teknolojisindeki gelişmeler belirli bir çevreye aidiyet duygusuyla ilgili algılamaları büyük ölçüde değiştirse de[2], bu gereksinme hala duyumsanabilmektedir.  Çünkü, toplumsal etkileşimin en önemli aracı mekandır, ve bu bağlamda konut alanları en geniş ölçekten konut birimi ölçeğine kadar uzanan çerçevede toplumsal bütünleşmeyi sağlayabilecek bir mekanlar bütünü olarak tasarlanmalıdır. 

1        Konut alanının, kentin tüm işlevlerine yaya

ulaşılabilirliğinin sağlandığı bir çerçevede, işlevsel

ve biçimsel çeşitlilik ve yaşayan bir sokak mekanı

oluşturma bilinciyle tasarlandığı başarılı bir örnek:

St. Quentine – en – Yvelines yeni kenti, Fransa.

(D. Oktay arşivi)

Modernizm sonrasında kentlerde oluşan yeni konut alanlarında toplumsal çevre ilişkilerini ve topluluk kavramının algılanmasını zorlaştıran bazı etmenler söz konusudur.  Bu etmenler, kentsel dokunun dağılarak genişlemesi, işlevsel ve biçimsel çeşitlilikten yoksunluk, ve dış mekanların toplumsal etkileşimi güçlendirici rollerinin gözardı edilmesidir (Oktay 2001a,b).

Kentsel biçimin yerel toplumsal-kültürel dinamiklerin belirlediği ideal yoğunluk çerçevesinde bütünleşmesi insanların konut yaşam çevresi içindeki toplumsal ilişkilerini olumlu etkiler.  Özellikle geleneksel Türk (Osmanlı) kentinin özgün yapısı incelendiğinde, yaşayanlarda çok güçlü bir ‘yer’ ve ‘aidiyet’ duygusunun oluşmasını sağlayan ‘mahalle’ birimi dikkate alındığında, kentin küçük ölçekli ve ayrımsanabilir özellikleri olan bölümlere ayrılarak tasarlanmasının önemi daha iyi kavranır (Oktay 2001a).  Kentsel biçimin dağılarak kurgusu ve sınırları belirsizleştiğinde ise, pek çok modern kentte gözlendiği gibi, toplumsal ayrımlaşma ve yabancılaşma başlar.  Toplumsal eleştirmenler, siyaset bilimcileri, sosyologlar ve medya kuramcıları da, belirgin sınırları olan yerleşimlerdeki coğrafi temelli topluluklar (geographical-based community) ile iletişim araçlarının gelişmişliğine güvenerek planlanan, sınırları belirsiz yerleşimlerdeki ortak ilgi ya çalışma alanına sahip topluluklar (interest-based communities) arasındaki toplumsal etkileşim  farklılıklarına dikkat çekerler (Mitchell 1995, Webber 1964). 

2        Farklı kullanıcı türlerini (aile, bekar, yaşlı, sakat)

zengin bir mekansal çeşitlilik içinde barındırırken

bütüncüllüğünü yitirmeyen, yerel mimariye göndermeler

yapan güçlü bir mimari kimlik ve yaşayanlarda aidiyet

duygusu oluşturan bir örnek: Mimar Ralph Erskine’in

Sandvika toplu konutları, İsveç.  (D. Oktay arşivi)

 

Bu bağlamda, konut alanlarının, çağdaş kentsel yaşamın diğer bileşenleri (işyeri, alış-veriş, dinlenme-eğlence, vb.) ile yaya dostu ve nitelikli bir dış mekanlar ve ulaşım örüntüsü içinde daha geniş bir çerçevede bütünleştirilmeleri gerekmektedir.  Yaya mesafelerini en aza indiren, topoğrafyası uygun ortamlarda bisiklet kullanımını destekleyen, ve toplu ulaşım istasyonlarına/duraklarına erişim kolaylığının gözetildiği böyle bir sistemde karşılaşma ortamları ve olasılıkları çevre halkının topluluk bilincini güçlendirecek şekilde artacaktır[3].

Bir konut alanındaki kullanıcı türlerinin çeşitliliği, konut birimlerinde ve bina tiplerinde çeşitliliği oluşturacak, bu da görsel tekdüzeliğin önlenmesini, anlamca daha zengin bir topluluğun yaratılmasını ve daha geniş kapsamlı bir toplumsal etkileşimi olanaklı kılacaktır.

3        İstanbul’da çağdaş (?) toplu konut tasarımı örnekleri.

 (İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kiptaş 2001 Kataloğu)

Konut alanlarının tasarımında dış mekanların tartışılmaz bir rolü vardır. Farklı ülkelerin  kentlerindeki konut gruplarında kullanıcı memnuniyetini ölçmeye yönelik araştırmaların sonuçları, konut grubunun başarısının iç mekanların niteliğinden çok konutlar arasındaki boşlukların nasıl tasarlandığı ile ilişkilendirildiğini göstermektedir (Cooper Marcus & Sarkissian 1986, 3).  Bunun ötesinde, kentlerimizin geleneği incelendiğinde, konut mimarisinde doğa ile yakın ilişkinin sonucunda katı bir iç mekan - dış mekan ayrımı oluşmadığı, çoğu avlulu ya da açık sofalı olan konutlarda, iç ve dış mekanlar arasında yarı-açık mekanlar aracılığıyla aşamalı bir geçişin sağlandığı gözlenir.  Bu özellik modern kentin yapılarında tamamen değişime uğramış, iç ve dış mekanlar arasında yerel iklimsel ve geleneksel değerler dikkate alınmadan oluşturulan doğrudan geçişler nedeniyle, mekansal zenginlikten yoksun bir düzen egemen olmuştur (Oktay 2001a).  Bu nedenle, çoğu toplu konut örneğinde anlam ve işlevini yitirmiş olan dış mekanlar, geleneksel kentimizde var olan özel, yarı-özel ve paylaşımlı mekanlar sıradüzeni (hiyerarşisi) içinde ve toplumsal boyutları değerlendirilerek yeniden kazanılmalıdır.  Burada hedef hem konut birimleri hem de farklı büyüklükteki grup etkileşimleri için uygun paylaşımlı mekanların çeşitliliği arasında bir dengenin yaratılması olmalıdır[4]

Sonuç

Bilinçli ve duyarlı bir konut çevresinin biçimlenmesinde, potansiyel topluluğun gelişimini destekleyici ve güçlendirici bir yaklaşım esastır. Bu bağlamda, konut alanının kentin bir üst ölçeğinden (bölge) işlevsel olarak kopmadan ayrımsanabilir ve bütüncül olması, işlevsel ve biçimsel çeşitlilikler yoluyla yaya algısını ve kullanımını desteklemesi, işlevsiz mekanların oluşmasına izin vermeden belirgin bir yoğunluğu koruması sağlanmalıdır.  Tasarımların giriş kapısından sokağa, meydana, parka ve kent dışına kadar güvenlik ve bir topluluğa aidiyet duygusunu destekleyebilmesi için, kamusal mekanları binalara ve bina girişlerine bağlayan bir mekansal sıradüzen oluşturulmalıdır. Dış mekanların konut çevresindeki toplumsal yaşam üzerindeki etkilerinin ve yeni uygulamaların çoğunda rastlanan ‘dekoratif’ özellikli peyzaj düzenlemelerinin beklenen kullanımı ve topluluk etkileşimini oluşturamadığının bilincinde olarak, ilgili çevreye özgü birleştirici ve yenilikçi dış mekanlar yaratmanın yolları aranmalıdır. 

Bu hedeflere ulaşılmaya çalışılırken, yerel toplumsal-kültürel dinamikler dikkate alınmalı, potansiyel kullanıcıların, özellikle kadınların, düşünce ve beklentilerinin konut alanlarının yerleşim ve düzenlemeleriyle ilgili kararlarda etkili olması sağlanmalıdır.  

Ayrıca, tasarımlar, kentsel çevrenin uzun süreli varlığının bilincinde olarak, kentin değişen bağlamı ve sürdürülebilirlik – ve bu çerçevede, uygun olan çevrelerde kendi kendine yeterliliğe katkıda bulunacak çözüm arayışları -  dikkate alınarak gerçekleştirilmelidir.  Eski ve sorunlu yerleşimlerde uygulanan kentsel iyileştirme çalışmalarının da toplumsal boyutu destekleyici ve geliştirici olmaları sağlanmalıdır.

 

Kaynakça

·        Appleyard, Donald & Jacobs, Alan (1987) Towards an Urban Design Manifesto, Araştırma Raporu, University of California, Berkeley.

·        Calthorpe, Peter. (1993), The Next American Metropolis: Ecology, Community and The American Dream, Princeton Architectural Press, New York.

·        Cooper Marcus, Clare & Sarkissian, Wendy (1995),  Housing As If People Mattered, University of California Press, Berkeley.

·        Jacobs, Jane (1961), The Death and Life of Great American Cities, Random House, New York.

·        Maslow, Abraham (1954), Motivation and Personality, Harper and Row, New York.

·        Mitchell, W. (1995), City of Bits: Space, Place and the Infobah, MIT Press, Cambridge. 

·        Oktay, Derya (1999a), “The Significance of Global Design in Creation of  Social Life in Urban Neighbourhoods”, Housing Science, Vol. 23, No. 1, 1999, Coral Gables, Florida, 37-47.

·        Oktay, Derya (1999c), “Sustainability of Housing Environments: Assessments in Cypriot Settlements”, The Power of Imagination (Proceedings of the Refereed Papers of  30th Annual Conference of Environmental Design and Research Association) (ed: T. Mann), Orlando, Florida, 147-158.

·        Oktay, Derya (2000),  “The Quest For Sustainable Social Patterns in Housing Environments:  Northern Cyprus’, IAPS 16: Which Perspectives? / Cities, Social Life and Sustainable Development, Paris, 4-7 July 2000.

·        Oktay, Derya (2001a), “Kentsel Tasarımın Kuramsal Çerçevesine Güncel Bir Bakış:  Kentlerimiz, Yaşam Kalitesi Ve Sürdürülebilirlik”, Mimarlık, Sayı 302, Aralık 2001, 45-49.

·        Oktay, Derya (2001b), Planning Housing Environments for Sustainability: Evaluations in Cypriot Settlements, Yapı Endüstri Merkezi (YEM) Yayınları, İstanbul.

·        Tekeli, İlhan (2001), Modernite Aşılırken Kent Planlaması, İmge Yayınları, İstanbul.

·        Van Vliet, Willem (ed) (1998), The Encyclopedia of Housing, Sage, Londra.

·        Webber, M. M. (1964), The Urban Place and the Non-place Urban Realm: Explorations   into Urban Structure, University of Pennsylvania Press, Philadelphia.

 

Notlar

[1] Bu makale ilk olarak MİMAR.İST Dergisi, Yıl 3, Sayı 7, Sayfa 73-76’da yayımlanmiştır.

[2] Özellikle ‘internet’le iletişimin günlük yaşantıya etkili bir şekilde girdiği yer ve durumlarda, yeni bağlantıların heyecanının kent toplumsal yaşamını olumsuz  yönde etkileyeceği endişesi yaygınlaşmaktadır.  Şöyle ki, konutun her birey için dünyanın merkezi olmasıyla, kişi yakın ilişkide olduğu topluluktan soyutlanarak bireyselleşmektedir (Oktay 1999, 54)

[3] Son yıllarda, Amerika’daki kentsel ve kent dışı yerleşim modellerini, sürdürülebilir çevreler bağlamında yeniden tanımlayarak, EDRA (Environmental Design Research Association) tarafından “yaşamı değiştirebilecek 100 öncüden biri” olarak nitelendirilen Peter Calthorpe tarafından, Andres Duany ve Elizabeth Plate-Zyberk’in desteğiyle 1980’li yılların sonlarında başlatılan ve uydu (banliyö) kentlerle yayılmaya seçenek olarak sunulan Yeni Kentsellik (New Urbanism) yaklaşımı da bu ilkelerle büyük oranda çakışmaktadır.

[4] Geleneksel Türk kentinin mekansal tanımlılık ve toplumsal anlam içeren organik sokak dokusu, geçmişte hem kent merkezinde hem de konut bölgesinde (örneğin çocukların sokakta oynaması, kadınların çeşme başında buluşması, vb.), kamusal mekanların yaşamımızın önemli bir parçası olduğunu göstermektedir.  Ne var ki, bugünkü kentlerimize baktığımızda, konut bölgelerinde sokak kavramından uzaklaşılmış, tasarımcıların, daha çok imar planlarının belirlediği ada-parsel sisteminin kıskacında kalması nedeniyle, binalarla bütünleşmeyen mekansal, estetik ve toplumsal nitelikten yoksun ‘otomobil yolları’ sokakların yerini almıştır (Oktay 2001a, 47).