23.5.2000 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde "Yatağan Dumanaltı Oldu" başlıklı haberde "Yatağan ve çevresinde rüzgarın tümüyle durması nerdeniyle Yatağan Termik Santrali'nin bacasından çıkan kükürt dioksit yoğunluklu gazlar tümüyle ilçenin ve yakın köylerin üzerine çöktü. Solunum yollarında yanmaya neden olan ve solunumu zorlaştıran baca gazları nedeniyle okullarda öğrencilerin ders aralarında dışarıya çıkmasına izin verilmedi. Yatağanlılar da ev işyerlerinin kapı ve pencerelerini kapatarak mümkün olduğunca dışarıya çıkmamaya çalıştılar. Önceki gün ve dün sabah saatlerinde yaşanan olumsuz durum daha sonra öğle saatlerinde rüzgarın çıkmasıyla ortadan kalktı" deniyordu. Keza yine 10.06.2000 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde de "Atık Taşıyan Gemi Geri Gönderiliyor" başlıklı haberde "İspanya'dan aldığı 2 bin 200 ton termik santral baca külünü boşaltmak için 113 gündür İskenderun-İsdemir Limanı'nda bekleyen MV ULLA adlı St. Vincent bandrallı gemi, mahkeme kararı ile Türk karasuları dışına çıkarılacak" deniyordu.

BOĞAZ'A SANTRAL, FELAKETİN BAŞLANGICIDIR

Son zamanlarda Türkiye'de enerji darboğazına girildiği varsayımıyla gerek nükleer santraller ve termik santraller kamuoyunun gündemine sık sık girmeye başlamıştır. Enerji bakanının beyanlarında ve basından öğrenildiğine göre Bartın-Amasra Tarlaağzı ve Zonguldak-Filyos'ta (ithal ve yerli kömüre dayalı) termik santraller kurmak istenmektedir. Soğutmanın deniz yolu ile yapılıp, kömürün bantla Amasra'dan alınacağı, küllerin doğrudan denize atılacağı, Amasra'ya 150; Filyos'a 300 Mgwat'lık güçte olacağı bildirilmektedir. Termik santral konusunda Bartın ve çevre halkının çok duyarlı olduğu bilinmektedir. Bartın halkı termik santrale karşı 15000 imza ile tepkisini göstermiştir. Ne yazık ki kamuoyunun tepkisi dikkate alınmadan Boğaz'da 100 Mgwat gücünde mobil santral kurulacağı Bartın gazetesinde yer almıştır. Böyle bir yatırım Bartın için felaketin başlangıcı olacaktır. Ne İnkumu kalacak, ne Bartın çayı kalacak, ne de turizmden söz edilebilecektir. Ayrıca Bartın kapalı bir havzadır, kendine özgü bir iklimi vardır; kirli havayı dağıtacak rüzgara da sahip değildir. Çıkan baca gazları tamamen Bartın halkının soluklarını kesecektir. Olayın ilginç yanı yine bu yöreye çok yakın olan ve yıllar önce kurulan Çatalağzı termik santralinin artık toz tutulamaz hale geldiği yöre halkı tarafından bilinmektedir.

Bilindiği gibi termik santraller kömür, fuel-oil, motorin, doğal gaz ve jeotermal enerji kaynaklarının kullanılmasıyla elektrik enerjisinin üretildiği tesislerdir. Kömüre dayalı bir termik santraldeki ana işlem, kömürdeki kimyasal enerjinin elektrik enerjisine dönüştürülmesidir. Bu dönüşüm büyük miktarlardaki kömürün kazan adı verilen yanma odalarında yakılmasıyla elde edilen ısıyla, bir dizi arışma işleminden sonra saflaştırılan suyun buharlaştırılması ve bu buharın türbin-jeneratör ikilisinde elektirk enerjisi üretiminde kullanılmasıyla sağlanmaktadır. Kömür yakıtlı termik santrallerin Türkiye'de ağırlıklı bir enerji üretim biçimi olarak seçilmesinin ana nedeni, kömürün, fuel-oil veya doğal gaz gibi ülkemizde pahalı ya da kıt olan yakıtlara göre daha ucuz olarak kabul edilmesidir. Ancak, bir enerji cinsinin "fizibilite raporu" hazırlarken, çevreye verebilecek zararların en aza indirilebilmesi için gerekli önlemlerin maliyetleri de dikkate alınmalıdır.

KÜL ATIKLARI ÇEVREYİ, IRMAK VE DENİZİ KİRLETİR

Termik santrallerde üretilen enerjinin sadece %30-40 oranındaki bir bölümü elektrik enerjisine dönüştürülebilmekte; kalan kısmı ise "kaçak enerji" olarak adlandırılmakta ve kazanından radrasyon ile çıkmakta ya da baca gazıyla birlikte bacadan atılmaktadır. Termik santrallerin en önemli çevresel etkilerinden biri de soğutma suyuyla ilgilidir ve termik santrallerin soğutma suyu gereksinimi büyüktür. Bu nedenle termik santraller genellikle nehir, göl veya deniz gibi soğutma suyu kullanılabilecek kaynaklara yakın yerde kurulmaktadır. Atıkların denize atılması, karaya serpiştirme çok eskiden beri kullanılan sorumsuz atık yöntemidir. Deniz, akarsu ve göllerde yapılan atık ısı boşaltımlarının en az düzeye indirilmesi; denizlerdeki biyolojik yaşamı tehlikeye sokan termal kirlilik kaynaklarının yayılmasını önlemek uluslararası düzeyde sözleşmelere de girmiştir. Termik santrallerin en çok şikayet edilen ve çevreye zararı dokunan ve yazımızın başında da güncel örnekler vererek açıklamaya çalıştığımız gibi kül atıklarıdır. Örneğin 100 Megawat gücünde bir termik santralde 1 yılda -3,8x10-5 K cal/sn termik etki, 750 ton Karbon monoksit; 45000 ton Kükürt dioksit, 3500 ton katı parçacıklar; 26000 ton Azot oksit; 250 ton hidrokarbon; 5560 m3 kül dışarıya saçılmaktadır (Yücel 1995).

YEŞİL BİTKİ ÖRTÜSÜ GAZLARDAN KURUYACAKTIR

Termik santrallerin bacasından çıkan ve bitki örtüsünü en çok etkileyen gazlar kükürt dioksit ve azot oksitleridir. Bitkilerin bu gazlara en hassas olan ve etkilenen organı yapraklarıdır. Yapraklardaki stomalar vasıtasıyla yaprak bünyesine giren bu gazlar yapraktaki klorofillerin yapısını bozmaktadırlar. Ayrıca yanık etkisi, serbest asit halinde yüzeysel olarak da ortaya çıkabilmektedir. Bitkiler üzerinde kirletici etkisiyle ortaya çıkan zararlanma üç ayrı boyutta görülebilmektedir. Bunlar akut, kronik ve gizli zararlanmadır. Akut zararlanmaya uğrayan bitkiler derhal ölmekte, kronik zararlanma öldürücü olmamakla birlikte bitki kalitesini büyük oranda bozmaktadır. Görünmeyen (gizli) zarar ise zaman içinde ortaya çıkmaktadır.

Kükürt dioksitin bitkilere olan bu doğrudan etkisinden başka, yöredeki yağışların ve bağıl nemin fazlalığı da topraktaki asitleşmeyi artırıcı, bazlarda fakirleştirici ve mikrobiyolojik etkinliği yok edici bir etkide bulunarak, dolaylı yoldan bitkilerin direncinin azalmasına neden olur. Bu direnç zayıflığı da zararlı böcek ve mantarların üremesi için gerekli ortamı oluşturur. Bu böcek ve mantarlar bitki örtüsünü ve kalitesini giderekyok ederler. Kükürt dioksitin yapraklardan sonra en etkili olduğu yerler bitki besin maddelerinin taşındığı iletim borularıdır. Bu borular vasıtasıyla bu gazın yaptığı zarar bitkinin diğer kısımlarına yayılır. Bitki terleme olayını kontrol edemez ve su dengesi bozulur. Bitkide solgunluk ve kurumalar görülür. Ayrıca polenler ve dişicik boruları zarar gördüğünden döllenme olmaz ve meyve tutmaz. Meyvedeki belirtiler bitki bir yıl Kükürt dioksite maruz kaldıktan sonra belirginleşir. Bitkilerdeki termik santrallerden kaynaklanan zararlar yaprak lekeleri, yaprak kurumaları, yaprak ve meyve dökülmeleri, büyümedeki gerileme, solgunluk ve ölümle sonuçlanır.

MUĞLA-YATAĞAN FELAKETİ, BARTIN'A ÖRNEKTİR

Termik santrallerin etrafındaki bitkilerin tahribi konusundaki en çarpıcı örnek Muğla-Yatağan termik santrali çevresinde yaşanmıştır. 20 Kasım 1982'de ilk ünitesi devreye giren bu santralin, ikinci ünitesinin 1983'de devreye girmesinden iki ay sonra çevre ormanlarında sararmalar başlamıştır. Üçüncü ünitenin 1984'de devreye girmesinden sonra da 1986 yılı ortalarına kadar 4181 hektar orman sahası kurulduğu için kesim yapılmıştır. Termik santralin olumsuz etkileriyle 4181 hektar gibi çok geniş alanda ekosistem bozulmuş; yani orman altı bitki ve hayvan türlerinin çoğu yok olmuştur. Ayrıca toprağı tutacak bitki örtüsü büyük oranda tahrip olduğu için erozyon ile toprak kaybı olmuş, eski su kaynakları kurumuştur (Anonim 96).

TARİH, DOĞA, TURİZM VE TERMİK SANTRAL

Bütün bu bilgilerin ışığı altında Amasra ilçesinin seçilmesi düşündürücüdür. Pers kraliçesi Amastrist'in yaşadığı tarih ve doğa kenti Amasra Sesamos ya da Amastrist adlarıyla anılmakta olup M.Ö. VI. yy'da kurulduğu bilinmektedir. Roma ve Bizans dönemlerinden sonra M.S. VI. ve IX. yy'larda Rus korsanları ve Araplar tarafından yıkılmıştır. XIII. yy'da Cenevizliler burada ticaret kolonileri oluşturmuşlardır. Padişah Fatih Sultan Mehmet döneminde 1459 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Amasra'ya Fatih Sultan Mehmet tarafından "dünyanın gözbebeği" anlamına gelen "Çeşmi-cihan" dendiği bilinmektedir. Gerçekten de Amasra Karadeniz'in hepsi birbirinden güzel olan sahil kasabalarının en güzelidir. Bartın iline bağlı 29 köyü olan, Bartın'a 17 km. uzaklıkta, 6500-7000 nüfuslu; Karadeniz bölgesinde turizme açılan ilk yörelerimizden biridir. Son yıllarda çok gelişen, özellikle gezi turizminin gözdesi olan Amasra'da ağaçtan hediyelik eşya yapımında Türkiye'de önde gelmektedir. Amasra ve çevresi yemyeşildir ve yüzölçümünün %50'den fazlasını ormanlar oluşturmaktadır. Bartın Orman Fakültesi tarafından yapılan araştırmalarla 500 adedin üzerinde bitki türü saptanmış olup bunlardan 4 adedi endemiktir.

BARTIN HALKININ İSTEMLERİNE UYMAYAN YATIRIM YAPILMAMALIDIR

Diğer taraftan bugünkü adıyla Tarlaağzı olan antik "Kromna" bölgesinde kurulacak olan termik santral Amasra'nın hemen yanı başındadır. Bu alanın topoğrafik ve jeolojik durumu termik santral yapımına uygun değildir ve ayrıca bu yöre birinci derecede deprem bölgesidir. Kömür galerileri bu alanın altından geçmektedir. Dünyanın hiçbir ülkesinde kömür çıkarılan alanların üzerinde hiçbir faaliyet gösterilmemekte, orman örtüsü muhafaza edilmektedir. Ayrıca Karadeniz'e atılacak ısı boşaltımları nedeniyle Karadeniz'deki biyolojik yaşam tehlikeye girecektir. Yöre ekonomisi ve turizmi az da olsa balıkçılığa dayandığından termik santralin faaliyete geçmesi durumunda her iki sektör de zarar görecektir. Bartın'da Bartın halkının istemlerine uymayan hiçbir yatırım yapılmamalıdır. Bartın halkının kurulması düşünülen bu santrale hayır demeye çağırıyoruz.

Özetlemek gerekirse, Amasra ve Bartın ikinci bir Gökova olmamalıdır. Zaten çok duyarlı olan yöre halkı Amasra'da, Bartın'da santrale musaade etmeyecektir. Çünkü bu yöre daha güzel yatırımlara layıktır.